Bedenimizin de dili var

Karşımızdaki insanla iletişim kurarken onun üzerinde uyandırdığımız izlenimin %93’ü görünüşümüz, hareketlerimiz, sesimizi kullanma biçimimiz gibi sözsüz iletişim yöntemleri tarafından oluşturuluyor. Karşımızdaki insan hakkında fikir sahibi olurken, farkında olmadan beden hareketlerine, bedeninin çevresindeki alanı kullanışına,  dokunuşuna, sesini kullanılışına, yani beden diline göre karar veriyoruz. Kişisel gelişim uzmanları yüz yüze iletişimde beden dilinin büyük önem taşıdığını söylüyor.

Karşımızdaki insanla konuşurken dakikada ortalama 100-120 kelime kullanıyor, aynı süre içerisinde 800 kelime düşünüyoruz. Zihnimizden geçen ancak sözle anlatamadığımız bu düşünceleri duruşumuz, jestlerimiz, mimiklerimiz vb. yollarla dışa vuruyoruz. Davranış bilimcilerin beden hareketlerinin iletişimdeki etkinliğini fark ederek konu üzerinde araştırmalara başlamaları 70’li yıllara rastlıyor. O yıllardan bu yana siyasetçiler, iş dünyası vb. alanlarda çalışanlar konunun önemini fark ederek bu konudaki yetkinliklerini daha da artırmaya yönelik özel eğitimler alıyor.

Bilimsel araştırmalara göre karşımızdaki insanlara verdiğimiz mesajın %7’sini sözcüklerle, %38’ini ses tonumuz, sesimizi (yükseltip alçaltma vb.) kullanma biçimimizle, %55’ini de beden hareketlerimizle iletiyoruz. Dışımızdaki dünyayı nasıl algıladığımız da önemli. Algılarımızın %87’sini gözlerimizle, %9’unu kulaklarımızla, %4’ünü ise diğer duyu organlarımızla hissediyoruz. Yani görerek algıladıklarımız hepsinden fazla yer tutuyor. Tüm bu nedenlerden dolayı karşılıklı iletişimde beden diline özel bir önem vermek gerekiyor.

Örneğin, yalan söylerken alın terlemesi, gözbebeği büyüyüp küçülmesi, yüz kaslarının seyirmesi gibi hareketlerle kendimizi ele veriyoruz. İnsanların geneli yalan söyleme anında eli yüze götürme, burun kaşıma gibi hareketler yapıyorlar. Daha dikkatli davranıp bu tür hareketlerini kontrol edebilseler dahi, göz bebeği büyümesi, yanakların kızarması gibi bazı bedensel tepkileri kontrol edemiyor. Elleri kullanma biçimi de önemli, karşımızdaki insan ellerini masanın arkasına saklarak ya da cebine koyarak konuşuyorsa büyük ihtimalle bizden bir şey saklıyor demektir.

ABD, Almanya, İngiltere, İsrail gibi kimi devletler beden dili üzerinde çalışan uzmanlardan faydalanarak çeşitli ülke politikacılarının söylediklerini ve kişiliklerini mercek altına alıyor, izleyecekleri politikayı bu bilgilere dayanarak belirleyebiliyorlar.

Çevremizdeki insanların yalnızca davranışlarını gözlemleyerek sosyal konumları, eğitimleri gibi özelliklerini anlayabiliriz. Mahalledeki esnafla bir yöneticinin ya da bir öğretmenle bir şoförün beden dili birbiriyle aynı değildir. Toplumdaki statümüz, içinde bulunduğumuz grup içerisindeki hiyerarşik konumumuz beden dilimize yansır. Çünkü doğduğumuz günden yetişkinlik çağına kadar edindiğimiz tecrübeler, eğitimimiz ve içinden geldiğimiz sosyal yapının etkileri yavaş yavaş beden dilimizi oluşturmuştur.

Çoğu insan farkında olmadan hem kendi beden dilini son derece etkin olarak kullanır, hem de karşısındaki insan hakkında fikir edinirken o insanın beden dilini gözler. Her ikisi de psikolog olan Zuhal Baltaş ve Acar Baltaş, ‘Bedenin Dili’ adlı kitaplarında verdikleri eğitim seminerlerinden bir örnek veriyor. Aynı şeyleri anlattıkları halde bazı seminerlerde izleyicilerin daha etkin katılım sergilediği, bazılarındaysa daha çekingen kaldıklarını gözlemlemiş, bu değişikliğin sebebini araştırdıklarında sorunun kendi beden dillerinden kaynaklandığını keşfetmişler. Zuhal-Acar Baltaş, aynı ses tonu ve aynı ifadeleri kullandıkları halde, bir konuda anlatmak istediklerini anlattıktan sonra gülümseyen bir yüzle avuç içleri izleyicilere bakacak şekilde kollarını iki yana açarak, bu konuda görüş ve katkılar olup olmadığını sorduklarında izleyicilerin etkin bir katılımıyla karşılaştıklarını, ciddi bir yüzle, kollarını göğüs hizasında kavuşturup bir adım geriye atarak görüş ve katkı sorduklarında topluluğun katılımda isteksiz davrandığını aktarıyor.

Beden dilimizin temeli; bedenin merkezi

Beden dilini doğru ve etkili kullanmada göğüs açıklığı yani bedenimizin merkezi önemli rol oynuyor. Bedenin yatay ve dikey eksen üzerinde dengeli ve dik olarak durması, omuzların geriye atılmadan dik olarak tutulması kendine güvenen bir insanın duruşu olarak algılanıyor. Diğer insanlarla sağlıklı ve dengeli bir ilişki içerisinde olan insanlar bedenlerinin merkezini dışarıya karşı ölçülü bir şekilde açık tutmasını biliyor. Omuzları düşük, biraz öne eğik ya da ellerini önde kavuşturarak duran bir insan dışarıya karşı kapalı olduğunu, güvensizlik duyduğunu ya da içinde bulunduğu ortamdan rahatsız olduğunu göstermiş oluyor. Bedenin merkezinin fazla açılması yani başın, omuzların ve kolların geriye atılarak durması ise meydan okuyan, saldırgan bir ifade oluşturuyor.

Uzmanlar bedenimizi kullanmadaki alışkanlıklarımızın ruh halimiz üzerinde de etkili olduğunu düşünüyor. Yani yüzü asık ya da omuzları düşük durma alışkanlığı edindiysek ruh halimiz de bu alışkanlıktan etkileniyor.

Farklı kültürlerin beden dilleri de farklı

Farklı kültürlerde yetişen insanların beden dillerinin de farklı olacağını unutmamak gerekiyor. Örneğin duygularını açığa vurmaktan çekinmeyen Akdeniz toplumlarında jestler, el kol hareketleri, mimikler çok fazla kullanılmaktayken insanların duygularını kontrol etmeye önem verdiği uzakdoğu toplumlarında çok daha az kullanılır. Bir uzakdoğu toplumunda Türkiye’de kullanıldığı kadar jest kullanmak muhtemeler saygınlığımızı olumsuz yönde etkileyecektir. Tam tersine bir Akdeniz ülkesinde bir uzakdoğu toplumunda kullanıldığı kadar jest kullanmaksa soğuk bir insan olarak algılanmamıza yol açacaktır.

Bire bir aynı jestlerin bile farklı toplumlarda farklı algılanması mümkün. Örneğin başımızı sağa sola sallamamız Türkiye’de “hayır” anlamına gelmekteyken kimi balkan ülkelerinde “evet” anlamına gelir. Yapılan bir deneye göre, farklı ülkelerde elini çenesinin altına dayamış bir insan resmi gösterildiğinde alınan sonuçlar ülkelere göre farklılık gösteriyor. İtalya, Tunus ve Güney Fransa’da sıkıntı ifadesi olarak algılanan resim, İngiltere ve Türkiye’de “dinlemek”, “düşünmek” olarak algılanmış.

İletişim bir bütündür

Karşılıklı iletişimde kullandığımız beden dilinin önemi büyük, ancak iletişim kurarken beden dilini tek başına bir kriter olarak değerlendirme yanlışına düşmemek gerekiyor. İçinde bulunduğumuz koşulları, karşımızdaki insanı ve ona anlatmak istediklerimizi doğru değerlendirmek ve beden dilini ona göre kullanmak en doğrusu. Mimiklerimizin, jestlerimizin, duruş ya da oturuşumuzun anlatmak istediklerimizi destekler, birbiriyle tutarlı nitelikte olmaması durumunda karşımızdaki insanla doğru bir iletişim kurmak mümkün değil.

Karşılıklı iletişimden söz edebilmek için karşımızdaki insanın aktarmak istediklerimizi algılamaya açık olması gerekir. Örneğin yardımcısına kızan ve öfkesini ortaya koyan bir yönetici yanıt almıyorsa, büyük bir ihtimalle karşısındaki kişi, yöneticinin haksız olduğunu düşünüyor demektir. Ebeveynlerle çocuklar ya da öğretmenlerle öğrenciler arasındaki iletişimde de benzer bir durum söz konusu.  İnsanların fizik varlıklarıyla karşımızda olması bizimle iletişime açık oldukları anlamına gelmiyor. Karşılıklı iletişimi tek taraflı bir pozisyona ittiğimiz zaman karşıdaki insan tarafından reddedilme olasılığımız yüksek.

Karşımızdakiyle iletişimimizi bütünlüğünden soyutlayarak yalnızca elleri, gözleri, hareketleri gözlemlemeye ya da bizimkileri doğru kullanmaya odaklanırsak yanılabiliriz. Örneğin karşımızdaki insanın ellerini masaya dayaması, destek arayışı, güvensizlik olarak algılanabileceği gibi uykusuzluk, yorgunluk vb. nedenlerden kaynaklı bir davranış olarak da algılanabilir. Hareketleri tek tek değerlendirip iletişimin bütünlüğünü göz ardı etmemek gerekir.

Karşımızdaki insanlarla sağlıklı bir iletişim kurmak istiyorsak beden dilimize önem vermemiz, bu konuda belli bir fikir sahibi olmamız şart.  Bu alanda pek çok yayın mevcut. Bu çalışmaları izleyerek hem kendi beden dilimizi geliştirmek hem de karşımızdaki insanların beden dilini doğru anlamak mümkün. Ancak karşılıklı iletişimin yalnızca beden diliyle yapılmadığını da bilmemiz gerekiyor. Karşımızdaki insanla doğru bir şekilde iletişim kurabilmemiz, onu etkileyebilmemiz için aktardığımız sözlü mesajın da doğru ve yerinde olması gerekir. Bunu başarmak yalnızca beden dili konusundaki birikimle mümkün değil. Bunun için, kişisel gelişimimizi bir bütün olarak görmemiz ve çok çeşitli alanlarda birikim sahibi olarak kendimizi geliştirmemiz gerekiyor.

Kaynaklar

• Bedenin Dili, Psikolog Dr. Zuhal Baltaş – Psikolog Dr. Acar Baltaş, Remzi Kitabevi, 2007

• Beden Dili, Allan Pease, Rota Yayınları, 1997

• www.kariyer.net

• www.bedendili.net

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>