Çevre ve kanser

Çevre kavramı, insan yaşamı içinde çeşitli boyutlarda ve anlamlarda kullanılır. Çevre; insanın bütün sosyal, biyolojik fiziksel ve kimyasal faaliyetlerini sürdürdüğü ortam olarak tanımlanır. Genel çevre sosyo-ekonomik seviyeye, ülke geleneklerine ve mesleğe bağlıdır. Kişilerin bu çevreyi kontrol olanakları yoktur, bu hükümetlerin ve çeşitli kuruluşların işidir. İnsan açısından bir de kişisel çevre vardır. Bu çevrenin oluşmasında ve hastalıklara yol açıp açmayacağında, insanların beslenme alışkanlıkları, yaşam alışkanlıkları, aldıkları alkol miktarı, sigara içip içmemeleri gibi faktörler rol oynar.

Yapılan araştırmalar kanser oluşumunda çevrenin doğrudan veya dolaylı etkileri olduğunu gösteriyor. Kanser oluşumunda çevrenin etkileri 18. yüzyıldan beri tartışılıyor. Percival Pott’un baca temizleyicilerinde kanseri keşfetmesi, bu konudaki ilk örneklerden biridir. 1666’da olan büyük Londra yangınından sonra, bu kentte uzun bacalar moda oldu. 18. yüzyılda bu uzun bacaların kurumları, bacaya sığan küçük çocuklara temizletiliyordu. Çocuklar baca boyunca tırmanarak kurumu temizlerdi. Bazen onları tırmanmaya zorlamak için altlarından saman ateşi yakılıyordu. Bu çocuklardan birçoğu boğuldu, birçoğu da “baca süpürücüleri kanserine” yakalandı. Bu kanser türünün keşfi, maden kömürü katranının kanser yapıcı etkisi üzerine araştırmalara neden oldu. 1915’te Yamagiwa ve İchikawa tavşan kulaklarına katran sürerek deri kanseri oluşturdular.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneysel çalışmalarda, çevremizde kansere yolaçabilen pek çok madde olduğu görülmüştür. Bazı kanserlerin oluşumunda rol oynadığı bilinen virüslerin, ancak çevredeki kimyasal maddeler tarafından aktif duruma getirildikten sonra kanser yaptığı biliniyor. Bunun dışında ışınlar ve hormonların sebep olduğu kanser türleri de bulunmaktadır. Hormonların sebep olduğu kanserlerde, hem insanın kendi vücudunun yaptığı hormonlar, hem de hergün çeşitli şekillerde dışarıdan aldığı hormonlar rol oynamaktadır (hormonlarla şişmanlatılan hayvan etlerinin yenilmesi, aşırı östrojen ihtiva eden ilk kadın doğum kontrol hapları).

Çevrenin etkisiyle oluştuğu düşünülen kanserler çok çeşitlidir. Bunların başında kimyasal maddelerin neden olduğu kanserler gelmektedir. Bu tip kanser türlerinin araştırılmasında, hücre deneyleri önemli rol oynamıştır.

Hücrelerin canlılardan ayrılarak uygun sıvılar içinde üretilmeleri tekniği (hücre kültürü), yeni atılımlara yol açtı. Bunlar hayvan deneylerinden daha ucuz ve çabuk olduğundan, kanser araştırmalarında önemli ilerlemeler sağladı.

Kimyasal maddelerin kansere yol açabilmesi için önce hücre içinde “aktif” duruma getirilmeleri gerekiyordu. Bu aktivasyon, hücre içi borucuklar sistemindeki (endoplazmik retikulum) enzimlerin etkisi ile olmakta ve bu enzimlerin birçoğu bugün sentez yoluyla elde edilebilmektedir. Bu sayede, bir maddenin kanser yapıcı olup olmadığı, bakterilerde mutasyon yapıp yapmadığı ile ölçülebilmektedir. Çünkü bakterilerde zararlı kimyasal maddeleri etkisiz duruma getirebilecek bir enzim sistemi yoktur. Aynı nedenle, kanser yapıcı maddeleri aktif hale getiremezler. Bakteriler kanser yapıcı maddelere maruz bırakılır ve sonra bu sisteme enzimler eklenirse, bakteriler mutasyona uğrar.

Kanserojen maddeler her yerde

Kanserojen maddeler aslında havada, besinde, endüstride, her yerde bulunur. Endüstri ülkelerinde evlerin ve fabrikaların bacalarından çıkan dumanlar, egzost gazları, havadaki ince toz parçacıkları ve sigara dumanı, atmosferi hızla kirletmektedir. Bu, çevre kirlenmesinin tipik belirtisidir.

Organik maddelerin yanması sırasında çıkan dumanlar, yüzlerce kanserojen madde içerir. Bunlar arasında önemlilerden biri, benzopirendir. Benzopirenin kansorejen etkisi uzun yıllardır biliniyor. Katran işçilerinde ve baca süpürücülerde erkeklik bezini örten deride ve derinin diğer kısımlarındaki kanser yapan madde, benzopriendi. Ayrıca benzantransenin çeşitli türevleri de  yine bu tür hastalıklarda rol oynuyordu. Bu maddeler birçok benzen ve diğer aromatik halkalardan oluşmuş hidrokarbonlardı. Hidrokarbonların kanserojen madde ihtiva ettikleri ise eskiden beri bilinmekteydi. Bunlar temas ettikleri bölgede kansere sebep olabilirler. Bu maddeler, çeşitli deneylerde yüzeysel olarak uygulandığında epitel tümörlerine, enjeksiyon yoluyla derin uygulandığında ise sarkomlara sebep olurlar.

Sigara dumanı da dumanlar içinde en tehlikeli olanlardan biridir. Sigara dumanında iki çeşit karsinojen bulunur: Başlatıcılar ve devam ettiriciler. Başlatıcılar polisiklik hidrokarbonlardır. Sigara dumanını yoğunlaştırma yolu ile 30’dan fazla kanser yapıcı hidrokarbon bulunmuştur. Devam ettiriciler ise başlayan kanseri hızlandırır, bunlar fenol ve forbol türevleridir.

Gıdalarda da kanserojen maddeler bulunuyor

Son zamanlarda yapılan araştırmalarda, besinlerde de birçok kanserojen keşfedilmiştir. Bunlar arasında en iyi inceleneni aflatoksin, özellikle de anflatoksin B1’dir ve karaciğer kanserine yol açabilmektedir. Aflatoksini sıcak ve nemli ülkelerde depo edilen besinlerde (fıstık, mısır, ve tahılda) üreyen bir mantar (Aspergillus flavus) yapmaktadır. Afrika’da primer karaciğer kanserinin çok görülüşünü, ılımlı iklimlerde ise bu kanserin nadir oluşunu bazı bilimadamları anflatoksine bağlamaktadırlar. Fakat aflatoksin, sıcak ülkelereden ithal edilen hayvan yemleri ile Avrupa’ya da gelmiştir. Yapılan bir deneyde aflatoksin ile beslenen alabalıklarda, yüzde 100 oranında karaciğer kanseri görülmüştür.

Besinlere katılan bazı katkı maddeleri de kanserojen olabilir. Bunlardan biri, uzun süredir yasaklanmış bulunan “tereyağ sarısı” boyasıdır (Dimetilaminoazobenzen veya DMAB). Bu maddenin insanda kanser yaptığı henüz gözlemlenmemiştir ama formülü benzer bir madde olan naftilamin lastik ve anilin, boya işçilerinde mesane kanserine yol açmakta olduğundan, o da yasaklanmıştır. Yine kanserojen olduğu endişesiyle, katkı maddelerinden AF2 de Japonya’da piyasadan çekilmiştir.

Bunun dışında halen salam ve sosis gibi yiyeceklerde katkı maddesi olarak kullanılan nitrit ve nitratlar konusunda da dikkatli olunması gerekiyor.

Nitritler vücuttta nitrosamine dönüşebilirler. Nitrosamin kullanılarak yapılan hayvan deneylerinde, bu maddenin hayvanlarda kanser oluşumuna neden olabildiği görüldü.  İnsan üzerine etkisi ise henüz bilinmiyor. Bu maddeler, karaciğer, ağız, barsak, mesane, böbrek gibi birçok organda birden kanser başlatabilmektedir.

Bunun dışında kanserojen madde içeren bazı bitkiler de vardır. Ekmek ağaçlarından çıkan cysaline, bazı biberlerden çıkan capcicain, buna örnek olarak verilebilir.

Bazı meslekler kansere yakalanmayı kolaylaştırıyor

Mesleğe bağlı ortaya çıktığı düşünülen bazı kanser türleri, çevresel etkiler bağlamında değerlendirilebilir. Bunlar genel meslek hastalıklarının %1’ini geçmez. Fakat bu rahatsızlıkların giderek artıyor olması dünya çapında bir felaket halini alabileceklerini gösteriyor. Bu tip rahatsızlıkların kolayca anlaşılmaları mümkün değildir. Çünkü kansorejen maddeye maruz kalınmasından 10-40 yıl sonra görülmeye başlarlar. İşçiler normal çevrelerde bulunmayan bu maddelere, bazen yıllarca maruz kalır. Endüstride kullanılan binlerce maddeden çok azının güvenlik eşikleri bilinmektedir. Bunlar arasında, aromatik aminler, polisiklik hidrokarbonlar, arsenik, kromat, nikel karbonil ve radyoaktif maddeleri sayabiliriz.

En fazla kullanılan plastik madde, polivinli klorürdür. Bunun plastik fabrikalarında çalışan işçilerde bir çeşit karaciğer tümörü (anjiosorkom) yaptığı görülmüştür. Olayı ilk ortaya çıkaran ABD’de Kentucky’de bulunan Goodrich fabrikasının işyeri hekimiydi. Fabrikada üç işçi, karaciğer anjiosarkomu nedeniyle yaşamını yitirmişti. Aslında bu, nadir görülen bir tümördü. Daha sonra polivinilklorür endüstrisinde bu maddeye bağlı olarak 50 ölüm bildirildi. Yapılan araştırmalarda görüldü ki milyonda 50 (50 ppm) vinilklorür ihtiva eden bir atmosfere bırakılan sıçanlarda tümörler, özellikle karaciğer tümörleri oluşuyordu. Bu oran, polimerizasyon atelyelerindeki oranın aynıdı.

Meslek aracılığıyla temas edilen kanserojen maddelerden biri de asbesttir. Almanya’da Würzburg kentinde seramik ve cam endüstrisinde asbest kökenli meslek hastalıklarının 1990’dan 2002 yılına kadar yüzde 30 oranında arttığı görülmüştür. Wüzburg’daki  Keramik ve Cam Endüstrisi Meslek Birliği örgütünün meslek hastalıkları bölümü yöneticisi Jürgen Weinkauf, asbest içeren materyalle çalıştıkları için, çalışanlar arasında akciğer kanserine yakalanma oranın da arttığını belirtmiştir. Asbest kaynaklarında, akciğer tümörünün ortaya çıkma yaşının 35’e kadar indiği de görülmüştür.

2003 ekiminde Dresden’de yapılan 4. Avrupa Asbest Kongresi’nde de akciğer ve karın zarı kanserine de asbestin neden olduğu ve her yıl bu kanserlere yakalanma oranının daha da arttığı iddia edildi.

Zan altında olan bir başka madde de amyant. Özellikle inşaat endüstrisinde kullanılan amyantın ince-silikat lifleri ateşe, sıcağa ve gerilmeye dayanıklıdır. Amyant işçilerinde akciğer kanserinin normalden 6-10 kere daha sık görüldüğü, sigara içenlerde ise 90 kere daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

Su kirlenmesi de kanser açısından risk oluşturan olgulardan biridir. Endüstride ve besinlerde bulunan birçok kanserojen, suya geçmektedir. Çok yaygın kullanılan bir gübre olan nitritler, su kirleticilere en iyi örnektir. Vücut, sudaki nitritleri alarak onları doku aminleri yardımıyla nitrosaminlere çevirir; nitrosaminler ise kanserojendir.

Yapılan bir deneyde sıçanların içme suyuna milyonda 50 oranında dialkilnitrosamin katılmış ve bu hayvanlarda dört, altı ay sonra karaciğer tümörlerinin ortaya çıktığı görülmüştür.

Çernobil’den sonra artan tartışmalar

26 Nisan 1986 yılında Çernobil nükleer kazasından sonra çevre-kanser ilişkisi, bilimsel çevrelerde ciddi tartışmalara yol açtı. Kaza ile çevreye yayılan radyasyon ile kanser arasında bağlantılar kurulmaya başlandı. Çernobil’e yakın bölgelerde yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar, kanser vakalarında artış olduğu görüşünü desteklemektedir. Kiev’de, özellikle çocuklarda genel sağlık durumunun bozulduğu gözlenmiştir. Çernobil’in etkilerini tam olarak anlayabilmek için, belki daha uzun bir sürenin geçmesi gerekiyor.

Atmosferdeki radyasyon seviyesi ile kanser arasında kurulan bağ konusunda pek çok araştırma yapılmaktadır. Rusya’nın kuzey kutbuna yakın Chukot yarımadası, dünyadaki en yüksek özofagus (yemek borusu) kanserinden ölüm oranına sahiptir.  1990’lı yıllarda bilim adamlarından oluşan bir araştırma komisyonu, bu sonucun bölgede 1950-1960 yılları arasında yapılan nükleer denemelerin mirası olduğu görüşüne vardılar. Bölgedeki kanser oranı, Rusya’daki oranın üç katı olarak saptandı. Bölgede karaciğer kanseri sıklığı on kat, akciğer kanseri sıklığı ise üç kat daha fazla bulundu. İstatistiklerden de yararlanan komisyon, bölge halkının yaş ortalamasının 45 olduğunu tespit etti. Bölgede tüm yetişkinlerin kanser olduğu bir köy de bulunmaktadaydı.

Bu konuda bilimsel çevrelerde genel olarak paylaşılan görüş şöyle özetlenebilir: İnsanda ortaya çıkan kanserlerin diğer hastalıklar gibi birçok sebepleri vardır. Hava, su, besin kirlilikleri ve bazı kimyasal maddeler ve kanser arasında bir ilişki olabilir ama bu maddeler tek başına kansere neden oluşturamazlar. Kanser oluşumunun başlaması için genetik yapı, stres faktörleri, beslenme, yaşam tarzı vb. daha pek çok parametrenin biraraya gelmesi gereklidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>