Denizler hızla kirleniyor

Yerkürenin yüzde 71’ini kaplayan denizler, dünyadaki toplam su varlığının da yüzde 95’ini oluşturuyor. Denizlerin kirlenmesi ise tüm canlılar ve insanlar için çok büyük bir tehlike teşkil ediyor.

Canlıların var olması için su, olmazsa olmaz bir element. Dünyadaki toplam su varlığının yüzde 95’ini ise denizler oluşturuyor. Ancak denizler de tıpkı atmosfer ve ormanlar gibi kirlilikten payını aldı.

Suni ilaçlama sonucu oluşan tarım kökenli toprak kirliliği, altyapı ve kanalizasyon eksikliklerinin neden olduğu kirlilik ve her tür sanayi atığı denizlerin kirlenmesine neden oluyor. Böylece kirlenen denizler, kirlilik oranı denizin kendini yenileme kapasitesinin  üstüne çıktığından kendi kendini temizleyemiyor, yani doğal temizleme mekanizması yeterli olmuyor. Uzmanlara göre ise kirlenmiş denizler, sonun başlangıcını oluşturuyor.

Kirlilik nedenleri

Dünyadaki denizler; radyoaktif maddeler, petrol ve petrol ürünleri, evsel ve kentsel atıklar, endüstriyel atıklar tarafından kirletiliyor. Kirlenen ortamlar ise sürekli su döngüsü denilen doğal döngü nedeniyle birbirini etkiliyor. Kirli hava yağışlarla toprak ve suyu, kirli toprak akarsular kanalıyla göl ve denizleri kirletiyor. Öncelikle kirlilik sonucu ışık, deniz yüzeyinden sualtına ulaşamıyor. Böylece denizde yaşayan canlılar için ışık alışverişi duruyor. Denizdeki canlıların oksijen alımı güçleşiyor. Bitkiler fotosentez yapamaz hale geliyor. Giderek denizin doğal florası bozuluyor. Çeşitli kimyasal maddeler doğal dengenin parçası olan denizlerdeki bazı canlıların yok olmasına neden oluyor. Canlılar bazı kirleticileri solumak zorunda kaldıklarından, bu kirleticiler vücutlarına giriyor ya da yüzgeçlerine takılıyor. Yani yaşamını sürdürmeyi başaran canlıların vücutlarında çeşitli kimyasallar birikiyor.

Zararlı hidrokarbon bileşikleri adı verilen bu maddeler, insanlar üzerinde hidrokarbon fazlalığı nedeniyle henüz adı konulmamış hastalıklara yol açabiliyor. Ayrıca hidrokarbon bileşiklerinin kanserojen olduğu de kesin olarak kanıtlanmış durumda.

Bu kirlilik okyanuslardan başlayarak iç denizlere kadar dünyanın tüm su varlığını tehdit ediyor. Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizde de durum çok iç açıcı değil.

Karadeniz

Karadenizde özellikle son 30 yılda mevcut deniz canlılarının hızla yok olduğu biliniyor. Balık popülasyonu ve bağlı olarak balıkçılık azaldı. Kuzeyimizdeki bu denizde kirlilik oranı denizin kendi kendini temizleme kapasitesinin, yani denizin emme ve soğurma kapasitesinin çok üstünde. Başlıca kirlilik kaynakları ise çeşitli kimyasal atıklar, kanalizasyon atıkları, petrol kirliliği, radyoaktif kirlilik olarak gruplandırılıyor. Kirlilik Karadenizi ciddi olarak etkiliyor. Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler, denizin korunması ve temizlenmesi amacıyla uluslararası bir hareketin gerekliliğine karar vererek, Karadeniz Çevre Programı’nı (BSEP) oluşturdu. Ancak mevcut kirlilik kaynakları ortadan kaldırılmadıkça ya da kirli atıklar en az düzeye indirgenmedikçe, Karadeniz’in temizlenmesi mümkün gözükmüyor.

Akdeniz ve Ege Denizi

Dünyanın en büyük iç denizi olan Akdeniz’e birçok ülkenin kıyısı var. Ege Denizi olarak adlandırdığımız ülkemizin batısında yer alan deniz de Akdeniz’in bir parçası. Dolayısıyla ülkemizi güneyden ve batıdan çevreleyen bu iki denizdeki kirliliği, birbirinden bağımsız olarak ele almak mümkün değil. Kıyısı olan ülkelerin tüm atıkları, Akdeniz’e dökülüyor. Bu denizde de sular hızla kirleniyor. Ayrıca dip yapısı denizin havzasını bir tortu haline getirdiğinden, Akdeniz suyunun dolaşımı çok karmaşık. Yani suların sağlıklı bir hale getirilmesi uzun soluklu bir çalışma gerektiriyor.

Akdeniz’de canlıları öldürerek doğal yapıyı bozan bir başka tehdit de halk arasında bilinen adıyla “katil yosun”, gerçek adıyla Caulerpa Taxifolia. Avrupa’nın deniz akvaryumlarına süs bitkisi olarak getirilen bu yosun, Monaco deniz akvaryumunun deşarj suyundan, 1984 yılında yanlışlıkla denize dökülerek Akdeniz sahillerinde sinsice ilerlemeye başladı. Zamanla, Akdeniz ekosistemi için son derece önemli deniz bitkilerinin yok olmasına neden olduğu ve biyolojik çeşitliliği ortadan kaldırdığı ortaya çıktı. Hızla gelişen ve yayılan bu yosuna karşı geliştirilen mücadele yöntemleri ise ne yazık ki henüz umut verici sonuçlar ortaya koyamadı. Uzmanlar, denizcilerin ve balıkçıların da çeşitli önlemler alarak bu mücadeleye destek verebileceğini belirtiyor. Bu önlemler şöyle sıralanıyor: Denizciler demir alacağı zaman çapa, zincir ve halatları kontrol etmeli, teknenin sualtı kesimi temiz tutulmalı. Balıkçılar denizden çektikleri ağ ve donanımları sık sık kontrol etmeli. Balıkadamlar her dalıştan sonra dalış malzemelerini ve BC ceplerini kontrol etmeli. Bu yosunu görenler yetkili çevre kuruluşlarına acil olarak bilgi vermeli.

Marmara Denizi

Bir iç deniz durumundaki Marmara Denizi’nin biyolojik potansiyeli incelendiğinde de tıpkı diğer denizlerimizde olduğu gibi, canlıların azaldığı görülüyor. Marmara Denizi, çevresindeki sanayi kuruluşlarının atıklarıyla kirlenmiş durumda. Kirlilik ise denizimizin kendi kendini yenileme, temizleme kapasitesinin çok çok üstünde. Problemin kaynağı araştırıldığında, hızlı gelişen sanayiden nüfus artışına, orman miktarının azalmasından atmosferin kirliliğine, çarpık yapılaşmaya kadar Marmara Bölgesi’nin tüm çevre sorunları gündeme geliyor. Ülkemizde nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu ve en çok göç olan Marmara Bölgesi’nin çevre sorunlarının bir bütün olarak ele alınması, global çözümlerin üretilmesi gerekiyor. Atıkların tasfiyesi, kirliliğin azaltılması ve önlenmesi amacıyla Marmara havzasında birçok çalışma yapılıyor. Bazıları halen sürüyor ancak yeterli değil.

Boğazlar

Dünyanın incisi olarak nitelendirilen İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’ni Ege Denizi’ne bağlayan Çanakkale Boğazı, yoğun deniz trafiği ve kazalar nedeniyle çevre kirliliğinin ve olası çevre felaketlerinin tehdidi altında. Bu nedenle de hem suların temizlenmesi, hem de çevre felaketlerinin engellenmesi için Boğazlar’da bir dizi önlem alınması gerekiyor. Uzmanlar, Boğazlar’dan güvenli geçiş için yeni bir tüzük hazırlanması, bu tüzükle radar sistemleri de dahil birçok emniyet tedbirinin alınması gerektiğine dikkat çekiyorlar. Çevre bilimciler ise her fırsatta, Boğazlardan LPG, NPG tankerlerinin geçirilmesinin engellenmesinin zorunluluğunu dile getiriyorlar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>