Depresyon kadınları vuruyor

Dünya genelinde en çok görülen ruhsal hastalıklardan biri olan depresyon, kadınlarda daha da çok görülüyor. Her 4-5 kadından biri, yaşamlarının bir döneminde en az bir kez depresif dönem geçiriyor. Erkeklerde görülme sıklığı ise yüzde 10 civarında.

Depresyon kişide bıkkınlık hissi, isteksizlik, yoğun bir üzüntü, kendine güvensizlik, uyku bozuklukları, aşırı uyuma veya hiç uyuyamama, aşırı yeme veya hiçbir şey yiyememe gibi durumlarla kendini gösterebilen psikiyatrik bir bozukluk ve bir hastalık.

Depresyon her yaşta görülse de özellikle genç yetişkinlik ile orta yaş arasında daha sık görülüyor. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha sık rastlanan depresyona, neredeyse her dört kadından biri yaşamının bir döneminde yakalanıyor.

Kadınların depresyona eğilimleri ergenlikle birlikte artıyor; bu durum vücuttaki hormonal değişikliklerle ilgili. Hormonal aktivitelerin arttığı adet öncesi, gebelik, doğum sonrası ve menopoz dönemlerinde de depresyon geçirme riski artıyor. Menopoz döneminde yaşanan depresyonun hormonal aktivitelerden çok emekli olma ve çocukların evden ayrılması gibi sosyal faktörlerle de ilişkili olabileceği bildiriliyor. Genel olarak kadının toplumda erkekten daha az saygı görmesi, sosyal hayattaki rollerinin özellikle ataerkil toplumlarda daha sınırlı olması da depresyon sıklığının fazla olması ile ilişkili olabilir.

Kadınlar ve erkekler depresyon tedavilerine de farklı yanıtlar veriyorlar. Bu durumun sebeplerinin de hormonal nedenler ve kadınlarda depresyonun tekrarlama olasılığının yüksek olması olduğu düşünülüyor. Yakın akrabalarda depresyon geçiren birilerinin olması da depresyon geçirme riskini artırıyor.

Ancak kadınların erkeklere oranla daha açık olmaları ve yardım arayışlarının da erkeklere göre daha kolay gerçekleşmesi nedeniyle depresyonun daha kolay belirlenmesi de söz konusu olabilir. Belki erkeklerde de yüksek oranda depresyon vakası yaşanıyor, ancak birçoğu bunu dile getirip doktora başvurmak istemiyor. Bu konuda henüz tam bir görüş birliği yok.

Doğum sonrası depresyonu

Annelerin neredeyse yarısı doğum sonrası depresyonu ya da annelik hüznü adı verilen hafif bir depresyon geçirebiliyorlar. Kadınlar bu dönemde genellikle kendilerini huzursuz, moralsiz ve yorgun hissediyor, endişeli ve gergin olabiliyor, sebepsiz yere ağlama krizleri geçirebiliyorlar.

Hormonal değişiklikler bu durumu bir yere kadar açıklayabiliyor, başka faktörler de var. Annelerin çoğu, doğumda ve sonrasında yaşanan yorgunluk ve bitkinliğe hazır değiller. Bebeklerinin kendi yaşamlarına etkisini net olarak anlayamayabiliyorlar. Annenin ihtiyaç duyduğu ilgi, alaka ve dinlenme ortamının sağlanmasında da sorunlar olabiliyor. Bu tür belirtilerin genellikle ilk hafta içinde geçtiği biliniyor.

Her 10 yeni anneden birinde ise doğumdan birkaç hafta sonra başlayan ciddi doğum sonrası depresyonu görülüyor. Depresyondaki anne çocuğunun sağlığı ve beslenmesi konusunda aşırı endişeli olabiliyor. Kendisinin suçlu olduğunu düşünüyor, kendini eleştiriyor ve sürekli yorgun ve huzursuz görünüyor.

Nadiren ve çok ileri vakalarda, annede bebeğini incitme hatta öldürme ya da intihar etme olasılığı da ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle, sözkonusu belirtilerden şüphelenen bir aile bireyinin hemen yardım istemesi öneriliyor. Ayrıca şefkatli bir yaklaşımla annenin doktora başvurmak için cesaretlendirilmesi de gerekiyor. Doğum sonrası depresyonda tıbbi tedavinin gerekli olup olmadığına karar vermek için bir uzmanın görüşüne danışmakta yarar var. Eşlerin de desteklediği bir tedavinin başarı oranı oldukça yüksek.

Depresyon, kadın ve cinsel yaşam

Depresyondaki kadınların cinsel yaşamı da depresyondan nasibini alır. Bu konular ve seks yaşantısı eski önemini yitirir. Depresif kadın için seks, itici, zahmet verici ve gereksiz bir aktivite haline gelir. Bu yüzden kocasıyla ayrı yatan kadınlar olur. Hatta eşinin dokunmasını, öpmesini dahi istemez, tiksinti duyabilir. Eşi çok üzerine gelince; sinirlenip, bağırıp-çağırabilir. Bir kısım insanda bu yüzden boşanmaya kadar gider problemler yaşanır. Bu yüzden seks yaşamı normalken, günün birinde cinselliğin kötü ve istenmeyen bir şey haline gelmesi, diğer nedenlerle beraber depresyonu da düşündürmelidir. Depresyondaki kadının benlik saygısı, kendine güveni zaten azalmıştır. Bir de cinsel yaşamdan çekilmesi onun kadınlık fonksiyonlarının sıfırlandığı algısını doğurabilir ve değersizlik düşünceleri pekişebilir…

Depresyon, kadın ve kıskançlık

Doğasında aşırı kıskançlık olan kadınlar depresyona girdiklerinde eşini aşırı kıskanmaya ve takip etmeye başlarlar. Cep telefonun mesajları ve aranılan numaralar kontrol edilmeye çalışılır. Ayrıntılı faturalar, kredi kartı ekstrelari gizlice okunmaya başlanır. Giyim ve öz bakıma dikkat edilir. Her farklı davranış ve bakış- giyiniş, yeni bir parfüm farklı yorumlanır. Bazı kadınlar ajan tutmaya kadar işi ilerletirler. Bu dönemde erkeğin anlayışlı ve eşine karşı çok açık-net-dürüst davranması gerekir.

Depresyon, kadın ve şişmanlık-zayıflık

Bazı kadınlarda depresyonda aşırı yeme gelişir. Durdurulmayan bir istekle sürekli bir şeyler yenir. Özellikle karbonhidrat ağırlıklı (unlu, çikolatalı, şekerli) mamullere aşırı düşkünlük görülür. Sürekli buzdolabı açılır, sıkıldıkça yemek yenir. Zamanla aşırı kilo alımı ve şişmanlık baş gösterir. Bu sefer de bu şişmanlık “kafaya takılır”. Bu, depresyonu daha da şiddetlendirir. Ailesiyle ciddi çatışma yaşayan ve dışarı çıkması, sosyal aktiviteleri kısıtlanan bazı genç kızlar ailesinde “intikam alırcasına” yemek yer. Diğer yandan bazı kadınların depresyonunda, iştah kesilir ve kısa sürede kilo verilir. Çevrenin tüm baskıları ve önerileri işe yaramaz… Genç kızların “anorektik” (yeme bozukluğu) hallerinin bir çoğunda depresyon da vardır. “Beden imajını” beğenmeyen ve bunu takıntı haline getiren kadınların büyük çoğunluğu depresyona girer. Takıntısı daha da artar. Yemekten nefret eder hale gelir. Bu nedenle “yemek problemi” olan kadınlar mutlaka bir psikiyatri uzmanına başvurmalıdırlar, sadece diyetle rejimle sorun çözülmez. Altta yatan nedenlere eğilmek en doğrusudur.

Kaynak:

• Depresif Bozukluklarda Risk Etmenleri, Süheyla Ünal, Levent Küey, Cengiz Güleç, Mehmet Bekaroğlu, Yunus Emre Evlice, Selçuk Kırlı, Klinik Psikiyatri, 2002, 5. 8-15

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>