Doğayla barışık bir tatil için: Agro-turizm

Yakın zamanlara kadar tarımla turizm kavramlarını yan yana düşünmemiz pek mümkün değildi. Hatta çarpık kentleşme ve sanayileşme anlayışının bir başka biçimi turizmde de uygulandığı için, turizmin yaygınlaşması tarımı tehdit eden bir olgu olarak algılanıyordu. Agroturizm ortaya çıktığından bu yana tarım ve turizmin nasıl dost olabileceğine örnek uygulamalarla şahit oluyoruz. Hatta bazılarının turizm ve tatilden beklentileri kökünden değişmeye başladı.

Dünyanın dört bir yanında birbirinin neredeyse kopyası biçiminde verilen turizm hizmeti artık insanları tatmin etmiyor. Tatilde kendilerine ne şekilde eğlenmeleri gerektiğini öğreten animasyonları, büyük şehirde alâsını bulabilecekleri gece eğlencelerinin bol gürültülü kötü taklitlerini, bol yıldızlı ancak yine de dinlenmeyi bir türlü mümkün kılamayan beton yığını otelleri görmek istemeyenler farklı arayışlara yöneliyor. Bu arayışlara agro-turizm, eko-turizm gibi, turizm fikrini kökünden değiştiren yaklaşımlar yanıt veriyor.

Agro-turizm nedir?

Kırsal alanda yaşayan insanlar tarafından verilen turizm hizmetine agro-turizm, ya da Türkçe adıyla tarım turizmi deniyor.  Tarım turizmi hizmeti verenler, uygulanmakta olan kitle turizmi anlayışının bütün dünyayı aynılaştırdığını, coğrafi ve kültürel güzellikleri ticarete döktüğünü, beton yığınları oluşturarak tarımı ve çevreyi olumsuz etkilediğini düşünüyor. Kültürel farklılıkların ve yerel dokunun korunmasına büyük önem veren tarım turizmi anlayışı, hem şehirlilere doğayla dost, farklı insanları ve kültürleri tanıyabilecekleri bir tatil sunmayı hem de hizmetin verildiği bölgedeki halka maddi gelir sağlayarak kırsal kalkınmayı sağlamayı hedefliyor. Eko-turizm, yani ekolojik turizm hizmeti verenlerin de yaklaşımı aynı. İki anlayışın da temelinde doğal ve kültürel güzellikleri onları yıpratmadan, gelecek nesillere aktarmayı başararak tanımak yatıyor.

Tarım turizmi hizmeti verenler, turist ve turizm laflarını dahi kullanmak istemiyorlar. Kendi tesislerinde konaklayan insanlara “konuk” diyorlar. Bu tip tatil anlayışını benimseyenler de “turist” olmak yerine “yolcu” ya da “gezgin” tanımını tercih ediyor.

Tarım turizmi kapsamında sunulan hizmetler, konuklarına unuttukları bazı güzellikleri yeniden hatırlatıyor. Hizmet sunulan bölgede yaygın olan mutfak kültürü korunuyor, bölgede yetişen özel tarım ürünleri baş tacı ediliyor. Ev usulü zeytinyağı yapımı, şarap yapımı, kilim dokuma, ekmek pişirme, el işleri gibi faaliyetler yeniden yaşatılmaya başlanıyor. Beton yığını oteller yapmanın yerine yerel mimarinin korunması, evlerin pansiyona ya da lokanta vb. yerlere dönüştürülmesi tercih ediliyor.

Seyahatin asıl amacı, farklı yerler görmek, farklı insanlar ve kültürler tanımak değil midir? Dünyanın bütün coğrafyalarını ve kültürlerini birbirine benzeten, yerel kültürleri yok eden kitle turizmine karşı, kültürü koruyan, yerel özelliklere saygı duyan, doğayı tüketmeyen tarım turizmi ve eko turizm anlayışı sayesinde seyahat etmek asıl amacına yeniden kavuşuyor.

Tarım turizmi uygulamaları özellikle kadınlar için önemli katkılar sağlıyor. Tarımdan yeteri kadar gelir elde edemeyen bu nedenle yoksullukla karşı karşıya kalan bazı bölgelerde tarım turizmi kadınlar için yeni iş olanakları yaratıyor. Tarım turizmi yapılan bölgelerde zaman içerisinde yerel mutfak kültürü gelişiyor, el sanatları, pansiyonculuk gibi faaliyetler artmaya başlıyor, yerel mimari korunuyor.

Kırsal kalkınmaya katkı sunuyor

Çizdiği mütevazi görüntü tarım turizminin kazanç sağlamayan bir turizm faaliyeti olduğunu düşündürtebilir. Ancak bu doğru değil. Agro-eko turizme pek çok ülke çeşitli programlar uygulayarak destek veriyor. Çünkü bu uygulamalar kısa sürede kırsal kalkınmanın ve gelişmenin lokomotifi haline gelebiliyor. Tarım turizmini yaklaşık 30 yıl önce başlatan Yunanistan’da oldukça başarılı sonuçlar elde edilmiş. Daha önce yoksullukla mücadele eden pek çok köy, kooperatifler oluşturarak devlet desteği almış ve tarım turizmine başlamış. Önce kendi kültürlerini yeniden gözden geçirerek yerel değerlerini korumaya ve yaşatmaya başlamışlar. Yerel mimari yenilenerek evler pansiyona dönüştürülmüş. Yerel yemeklerin yapıldığı restoranlar kurulmuş. Pek çok köy bu sayede yoksulluktan kurtulmuş. Ülke turizmi de bu sayede daha çok gelişmiş. Yunanistan’ın bu başarısı pek çok ülkeye örnek olmuş durumda.

Son zamanlarda ülkemizde de çeşitli agro-eko turizm uygulamaları yaygınlaşmaya başladı. Yunanistan’da elde edilen başarı örnek alınarak çeşitli bölgelerde tarım turizmi yapılmaya başlandı. Gazeteci Zeynep Oral ve Yunanistan Dışişleri Eski Bakanı Yorgo Papandreu’nun annesi Margarita Papandreu’nun öncülüğünde, iki ülke barışına katkıda bulunmak için yürütülen bir projenin ardından 1997′de Ege köylerinde tarım turizmi yapılmaya başlanmış.

Ülkemizde pek çok tarım turizmi ve eko turizm projesi halen yürütülüyor. Buğday Derneği’nin organize ettiği TaTuTa (Tarım Turizm Takası, www.bugday.org) projesi bunlardan biri.

TaTuTa projesi 2004 yılından bu yana gerçekleştiriliyor. Projeye katılanlar ekolojik tarım yapan bir çiftliğe konuk olarak farklı bir tatil geçiriyor. Projeye Türkiye’nin dört bir yanından pek çok ekolojik tarım çiftliği katılıyor. Çiftliklerde konaklayanlar, gönüllü olarak çalışmanın karşılığında yeme-içme ve konaklama masraflarını ödemeyebiliyor. Ya da belli bir para ödeyerek çiftliklerde çalışmadan da kalınabiliyor. Çiftliklerde çalışmayı seçenler, çiftliğin faaliyet konusuna göre, fidan dikimi, ürün toplama vb. faaliyetleri yerine getiriyor.

Tarım turizmi projeleri sayesinde büyük şehirlerde yaşayan insanlar kopmuş oldukları doğal yaşamı yeniden tanıyor, doğayla ilgili sorumluluklarının farkına varıyor. Tarım turizmi özellikle çocuklar için çok farklı bir deneyim sağlıyor. Büyük şehirlerde bitki ve hayvanlardan uzak yetişmiş olan çocuklar, yedikleri ürünlerin nasıl yetiştiğini öğreniyor, doğayı tanıyor, birçok hayvanı ilk kez canlı olarak görmüş oluyor.

Herhangi bir tarım turizmi faaliyetine katılmış olanlar genellikle unutmuş olduklarını yeniden hatırladıklarını, kaybettikleri bir şeyi yeniden kazanmış gibi hissettiklerini belirtiyor. Tarım turizmi konukları, kimyasal maddelerden, hormonlardan arınmış olarak yetişen sebze meyvelerin lezzetini yeniden hatırlıyor, geleneksel köy hayatını ve yerel kültürü tanıyor, el sanatları, reçel yapımı, zeytinyağı yapımı vb. işleri öğreniyor, tarla ve bahçelerin arasında, doğal güzellikleri keşfederek, gürültü ve koşuşturmacadan uzakta bir tatil geçiriyorlar.

Bir yorum

  1. Ercan Sağtekin

    Bence geleceğin turizm şekli böyle olacak ben bu turizm şekline uygun yatırımımı yapıyorum aliağa eski karaköy ‘de.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>