Doğu'nun baş döndürücü kokusu: Gül

Gül, güzel kokulu bir çiçek olmasının ötesinde hem halk edebiyatında, hem de divan edebiyatında şairlerin en çok kullandığı imgedir. Özellikle divan edebiyatında gülden bahsetmeyen şair yok gibidir. Divan edebiyatında gülle ilgili pek çok rivayetler vardır. Bunlardan biri şöyledir: Gülün rengi eskiden kırmızı değilmiş. Bülbül güle aşıkmış. Gül kendisi için yanıp tutuşan bülbüle yüz vermiyormuş. Bu duruma dayanamayan bülbül, gidip gülün dalına konuvermiş. Dikenler bülbülün gövdesine batınca akan kanlar gülün dibine dökülmüş ve kanlar gülün köklerinden gövdesine sirayet etmiş. Böylece gül, o günden sonra kırmızı açmaya başlamış. Divan edebiyatında gül, mecazi olarak sevgili anlamında da kullanılır. Gül narindir, elden ele dolaşınca çabuk solar, çekicidir ve de geçicidir. Dünyadaki tüm güzellikler gibi o da fanidir. Gül dünyanın hem çekiciliğine ve hem de geçiciliğine vurgu yapar.

Tasavvuf edebiyatımızda ise gül, Hz. Peygamber’dir, sevgilidir. Özellikle kırmızı gül Hz. Muhammed’i simgeler. Rivayete göre; Miraç gecesi, Hz. Peygamber’in vücudunda oluşan terler yeryüzüne düştüğünde, bunların düştüğü yerde kırmızı gül bitmiş.

Gül suyu ile yıkanan cami

İbn-i Sina ilk araştırmasını bu çiçek üzerine yapmıştır. Yoğun kokulu bu bitki ailesine adını da o vermiştir. Bu isim daha sonra Latin dillerine  ‘Rosa centifolia’ olarak çevrilmiştir. Çiçeklerin ve bitkilerin aromatik olarak iyileştirici gücü olduğunu ileri süren ünlü hekim, kimya üzerine yazdığı kitapta, gül suyunun formülünü vermiştir. Kokuların hastalıkların iyileştirilmesinde kullanılması, İbn-i Sina’nın yaşadığı bölgelerde çok kullanılan bir yöntemdi.

Eski çağlarda Doğu’da gülsuyu kokuların en değerlisiydi. 810 yılında Fars illeri, Bağdat İmparatorluk sarayına 300 bin şişe gül suyunu vergi olarak ödüyordu. Bir başka hikaye de Selahaddin Eyyubi için anlatılır. Selahaddin Eyyubi 1187 yılında Kudüs’ü fethettiğinde, Hz. Ömer Camii’ni yıkamak için gül suyu yüklü 500 deve ile şehre girmişti.

Almanya’da gül bahçeleri

Gül yalnızca Doğu toplumlarında değil, tüm kültürlerde gül önemli bir çiçek olmuştur. Ünlü Antik Yunan şairlerinden Sapho gülü “Dünyanın süsü ve bütün çiçeklerin gözü” olarak tanımlamıştı. Gül kültürünün en gelişkin olduğu toplumlardan biri de eski Roma İmparatorluğu’dur. Roma İmparatorluğu’nda bir dönem kamuya açık hamamlar gül suyu ile doldurulur, sokaklar gül kokularıyla tütsülenirdi. Kışın gülden vazgeçmek istemeyen Romalılar, İskenderiye’den gemilerle gül ithal ederlerdi. Roma’da gül, mezarları süsleyen bir çiçek olarak da özel bir anlama sahipti. Bazı zengin Roma’lılar vasiyetnamelerinde mezarlarına ekilecek gül çeşitlerini de sıralarlardı. M.Ö. 16 yılında yaşadığı tahmin edilen Romalı şair Propez’in mezar taşında “Mezarıma birkaç tane gül yaprağı serpilmiş olsaydı, toprak bana daha az ağır gelirdi.” diye yazıyordu. Ortaçağ’da özellikle Almanya’da gül bahçeleri ortaya çıkmaya başladı. Rönesans döneminde ise geometrik şekilli bahçeler önem kazandı. Fransa’da da gül önemli ve değerli bir çiçek olarak kendine yer edinmeye başladı. 1398’de Fransa kralı 6. Charles,  Saint Pol bahçesine 300 beyaz ve 300 de kırmızı gül ekilmesini istedi. Florensa’nın ilk Rönesans bahçelerinden olan Rucellai ailesine ait olan bahçe, envai çeşit güllerle bezenmişti.

Osmanlılar’da ise özellikle İstanbul ve Edirne gül bahçeleriyle ünlüydü. O dönemde Gülhane adı verilen küçük işletmelerde gülden gül yağı ve gül suyu çıkarılırdı. Avrupalılar gül suyu ve gül yağı üretimini 17. yüzyıldan sonra Türklerden öğrenmişlerdi. Efes Müzesi Arastası’nda aslına uygun olarak düzenlenen gülhanede, 3500 kg. gül yaprağından 1 kg. gül yağı ve 1000 kg. gül suyu elde edilmekteydi.

Türkiye’de özellikle Isparta yöresi gül yağı ve gül suyu üretimi açısından çok önemlidir. Isparta da gül suyu ve yağı üretimi 1888 yılından itibaren ilkel kazanlarda, eski usulle yapılıyordu. İlk modern gül yağı fabrikası 1935 yılında kuruldu.

Gül suyunun Türk koku tarihinde özel önemi vardı. Gül suyunu serpmek için ince uzun boyunlu, cam gümüş tombak ya da porselen gülabdanlar kullanılıyordu. Bugün kimi cami önlerinde rastladığımız seyyar esans satıcıları, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de çok revaçtaydı. Önceleri gül yağı, lavanta, ıtır, misk gibi kokular yaygınken, 1902 yılından itibaren bunların yerini ithal kokular almaya başladı. Şimdi artık, gül kokusunu içeren zarif şişeli parfümler var. Gülsuyu ise hâlâ hem koku verici madde olarak hem de tonik olarak kullanılıyor.

Gül suyunun faydaları

Gül suyu, gül yağı üretimi sırasında elde edilen yağlı suyun birebir oranında damıtılmış saf temiz ve sıcak su ile karıştırılması sonucunda elde edilen, gül kokulu doğal bir sudur. Naturel olarak elde edilen gül suyu, defalarca filtreden geçirilerek şişelere doldurulur ve ambalajlanarak satılır. Gül suyu doğaldır ve zararlı maddeler içermez; bu nedenle tatlılarda aroma olarak kullanıldığı gibi, cilt besleyici ve dokuları gerginleştirici özelliğinden dolayı da vücut ve makyaj temizliğinde doğal bir tonik vazifesi görür.

Antiseptik özelliği de bulunan gül suyu, haricen bazı göz hastalıklarında mikrop önleyici madde olarak kullanılır. Ağız ve boğaz iltihaplarında da gargara olarak tedavi edici özelliği vardır.

Gülün içinde barındırdığı yağlar, temizleyici, canlandırıcı, ferahlatıcı bir etkiye sahiptir. Bunlar özellikle de yorgun ciltler açısından çok faydalıdır. Aynı zamanda da cilt temizlemek amacıyla da kullanılır. Bütün bu nedenlerden dolayı gül suyu, bilinen en etkili güzellik toniklerinden biridir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>