GDO'lar insanlık yararına kullanılamaz mı?

GDO taraftarlarının en önemli dayanaklarından biri, GDO’ların insan sağlığı ve beslenmesini destekleyecek şekilde kullanılabileceği iddiası. Bu da propaganda yelpazesindeki bir başka “ulvi amaç”. GDO propagandacıları, besin içeriği yükseltilmiş GDO’lardan, örneğin yüksek dozda folik asit içeren marullar, omega-3 üreten soyalar, vitamin içeriği yüksek sebzeler, içeriğinde aşı barındıran meyveler vb. “süper gıdalar”dan söz etmekten çok hoşlanıyor. GDO’ların ortaya çıktığı günden bu yana karşılaştığımız uygulamalara baktığımızda durumun pek de anlatıldığı gibi olmadığını görebiliyoruz. Karşılaştığımız GDO uygulamaları “insanlık yararı”ndan çok üretici şirketlerin yararını gözetmekteydi.

Bu iddiların karşısında, biyoteknolojinin büyük bir zaferi olarak piyasaya sürülen “Altın Pirinç” efsanesini inceleyebiliriz: Pirincin temel besin maddelerinden biri olarak kullanıldığı Güneydoğu Asya ülkelerinde yaygın olarak görülen ve körlüğe kadar varan sağlık sorunlarına yol açan A vitamini eksikliğine çare olarak A vitaminince zenginleştirilen genetiği değiştirilmiş “Altın Pirinç” üretildi. Ancak, Altın Pirinç’i üretenlerin gözden kaçırdığı önemli bir ayrıntı vardı; vitamin eksikliği pirinçten değil, yanlış ve eksik beslenmeden kaynaklanıyordu. Ortalama 4 kişilik bir ailenin A vitamini eksikliğinin giderilmesi için günde kişi başına ortalama 9 kg. pişmiş A vitaminince zengin pirinç yemesi gerekiyordu, oysa 2 adet havuç ya da az miktarda süt veya yumurta aynı işi fazlasıyla görebiliyordu. Biyoteknoloji şirketleri hâlihazırda havucun değil pirincin genetiğini değiştirmiş olduğu için Altın Pirinç propagandası gündemi epeyce uzun bir süre meşgul etti.

GDO savunucularının sözünü ettiği “süper gıdalar”a gerçekten ihtiyaç olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusu. İnsanların omega-3 ya da folik asit vb. gıdalarla alınan maddelerin eksikliğini neden çektikleri üzerine biraz olsun düşünmeden “bu maddeler insanlarda eksik, öyleyse bazı gıdaların bu maddeleri içermesini sağlayalım” mantığını üretmek, doğayı ve toplumu doğru dürüst tanımayan, her şeye mühendisçe yaklaşan bir zihniyetin ürünü. İnsanların beslenmesinde bazı maddelerin eksikliğinin çekilebildiği doğru, ancak bu durum sözü edilen maddelerin az bulunmasından değil, tek yönlü ve yanlış beslenmeden kaynaklanıyor. Doğru ve yeterli çeşitlilikte gıda tükettiğimizde sözü edilen maddeleri zaten alabiliyoruz. Omega-3, folik asit vb. besin maddeleri yönünden zengin beslenmek için öncelikle fast-food tarzı ya da marketten satın alınıp hemen pişiriliveren hazır gıdalarla beslenmekten vazgeçmek, sonra da sağlıklı beslenme için gereken şartları yerine getirmek gerekiyor. Balık, diğer deniz ürünleri, semizotu, yeşil yapraklı sebzeler, badem, ceviz. fasulye, nohut vb. omega-3′ün gayet bol miktarda bulunabildiği gıdalara sahip olan, metropollerinin kaldırımlarından dahi semizotu fışkıran bir memlekette omega-3 üreten soya ihtiyacından bahsetmek ancak nasıl bir çevrede yaşadığına gözünü kapatıp bütün dünyaya bir laboratuvarın içinden bakmakla mümkün. Ya da insanların değil soyayı üreten firmanın “ihtiyaçlarını” gözetmekle.

GDO propagandacılarının ortalığa salıverdiği “insanlık yararı” iddialarının ardı arkası kesilmiyor. İddiaya göre, GD tohumların ekilmesinden önce toprakların traktörlerle kazılıp havalandırılması gerekmiyormuş. Bu sayede 2007′de 6,3 milyon arabanın trafikten çıkartılmasına eşdeğer oranda enerji tasarrufu yapılmış. Bunun gerçek olup olmadığını bilmiyoruz. Ancak iddiaların mesnetsizliğini başka bir açıdan bakarak kanıtlayabiliriz: GDO savunucuları bir yandan arabaları trafikten çıkartarak ne kadar çevreci olduklarını iddia ediyor, diğer yandan GD ürün ekimi sayesinde biyoyakıt üretilebileceğinin, bu sayede petrole olan ihtiyacın azalacağının propagandasını yapıyor. Bu kadar “çevreci” olan GDO üreticisi şirketler biyodizel ve biyobenzin üretilmesi için ekilen, yani insanların karnının doyması için değil, araba depolarının doyması için kullanılan GD tarım ürünleri sayesinde dünya yüzünden silinen ormanlardan hiç söz etmiyor. Endonezya’da biyoyakıt üretiminde kullanılan palmiyelerin ekimi nedeniyle kaybedilen orman alanı 2020 yılında 16,5 milyon hektara ulaşacak. Bu, İngiltere büyüklüğünde bir alana tekabül ediyor. Dünyanın en büyük GDO üreticilerinden biri olan Arjantin’de soya ekim alanları giderek artıyor. Sözü edilen artışların büyük çoğunluğu doğal alanlardan elde edilen tarım arazileri üzerinde oldu. Paraguay’da Atlantik ormanlarının büyük bölümü kesildi. Arjantin’de Caco State’te 118 bin hektar, Salta’da 160 bin hektar ve Santiago del Estero’da 223 bin hektar orman kesilerek yok edildi.

Tabii bir de serbest ticaret uygulamaları sayesinde dünyanın bir ucundan öbür ucuna durmadan taşınan gıda ürünlerinin yol açtığı enerji kaybını hesap etmek gerekiyor. GDO propagandacıları trafikten çekilen arabaları ballandıra ballandıra anlatırken, dünyanın en büyük GDO üreticisi ülkeleri arasında yer alan ABD, Arjantin, Kanada gibi ülkelerden dünyanın dört bir yanına gemiler ve uçaklarla durmadan taşınan GD gıdaların dünyadaki trafiğe katkısını hesap ediyorlar mı?

Kaynak: 10 Soruda GDO: Efsaneler ve gerçekler, Mebruke Bayram

http://mebrukebayram.blogspot.com/

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>