GDO'lar sayesinde verimlilik artırılabilir mi?

GDO taraftarlarının en çok savundukları argümanlardan biri de GD ürünlerin diğer ürünlere göre daha verimli oldukları. Yapılan bazı bilimsel çalışmaların sonuçlarının bu yönde olduğu ve bazı bitkilerde geçici verim artışları sağlandığı doğru, ancak bu özelliğin kalıcı olacağına dair herhangi bir kanıt yok. Çünkü doğada işleyen mekanizmalar birkaç genin aktarılmasıyla değiştirilemeyecek kadar karmaşık.

John Bellamy Foster, Savunmasız Gezegen adlı kitabında hibrit (melez) tohumların verimliliğiyle ilgili şunları söylüyor: “20. yüzyılda tarım sanayii tarafından gerçekleştirilen yeşil devrimin merkezinde, tohum üretiminin metalaşması vardı. Biyoteknoloji, yüksek randımanlı mahsuller üretiyor denilerek yaygın olarak satılmaya çalışılan hibrit mısırı ve diğer tohum çeşitlerini üretmiştir. Bununla birlikte, bazı bilim adamları, çok ürün veren çeşitlerin her bir kuşaktan doğrudan seçilmesi ve bu bitkilerden elde edilen tohumların yayılması yerine hibrit metodunun kullanılmasını, en başta kâr düşüncesinin güdülediğine inanmaktadırlar. Bunun sebebi de, hibrit tohumların kullanılması halinde çiftliklerin her yıl yeni tohumlar almak zorunda olmalarıdır. Çünkü geleneksel çiftçilik yöntemlerini (gelecek yıl için tohumluk olarak en iyi bitkileri seçme) izlemek, hibritler söz konusu olduğunda, verimlilikte şiddetli bir azalmayla sonuçlanırdı.”

Yani, durum “verim” meselesine nereden baktığımıza göre değişebilir. Hibrit tohumlar ve GDO’lu tohumlar bazı durumlarda verim artışı sağlıyor olabilir, ancak bu artışın neyin karşılığında sağlandığını gözden geçirmek gerek. GDO’lu üretimde hem sağlık riskleri ve çevresel riskler üretiliyor, hem de çiftçiler patentli tohumlara her yıl patent bedeli ödemek zorunda kalıyor. Tohumların yanında kullanılan sentetik ilaç ve gübreler için ödenen bedel de cabası.

Prof. Philip Regal, “Biyoteknoloji Riskinin Kısa Tarihi: Biyolojide Mühendislik Hayali” başlıklı çalışmasında moleküler biyologların canlı biyolojisine indirgemeci bir mantıkla yaklaşmalarını eleştiriyor ve verimlilikle ilgili çalışmalar hakkında şunları söylüyor: “DNA dikkate alındığında, bu molekül bir deney tüpünde kararlıdır. Ancak kopyalanan organizmaların miktarının yüksek olduğu yerlerde kararlı değildir. Hiç kimse canlı organizmalardaki DNA davranışını bir deney tüpündeki kimyasal özelliklerine indirgeyemez!. Canlı sistemlerde DNA tercih edilirse en alt düzeyde mutasyon, gen akışı, yeniden birleştirme ve doğal ayıklanma yoluyla değiştirilebilir ya da ‘dengesi bozulabilir’. Anlatılanlar açısından bakıldığında bu durum doğru bir genetik mühendisliğe sahip olmayı son derece zorlaştıracak hatta imkânsız hale getirecektir. Çok sayıda moleküler biyolog mutasyon ve doğal ayıklanma hakkındaki gerçeklerin soyut gerçekler olduğunu kesinlikle ‘bilmektedir’, ancak bunlar kendi profesyonel bilinçlerinin işleyen bir parçası değildir.”

Mae-Wan Ho, verimlilikle ilgili durumu şöyle açıklıyor: “Genetik modifikasyonun yüksek verimli ya da nitrojen tutucu transgenik bitkiler yapabileceğini iddia etmek bir sorumsuzluktur. Verim çevre koşulları yanında birçok bilinmeyen gene bağlı olan, kompleks bir özelliktir. Bu özellik belirlenemez ve bu nedenle doku kültüründe seçilemez. Verim için ‘genetik işaretleyiciler’ yapma fikri gerçek dışıdır. Verim gibi kompleks bir özellik, bir iki gen aktarımı sonucunda ‘transfer edilemez’; gerekli tüm genler aktarılsa bile sonuç genetik kararsızlığın artışı olacaktır.”

Sözü edilen kararsızlık problemi tüm GD tarımsal ürünler için geçerli. Geleneksel yetiştirme yöntemleriyle tarım yapanların çok iyi bildiği gibi, genotip-çevre ilişkisi nesiller boyu süren bir çevreye uyum süreciyle oluşur. Birçok durumda, genler birbirine karışıp çevresel farklılığa tepki olarak yeni kombinasyonlar oluşturur, bu nedenle yeni türlerin özellikleri bir sonraki nesillerde kaybolur.

Mae-Wan Ho, tütünde GD bitkilerin ilk neslinin yüzde 64-92’sinin kararsız hale geleceğini belirtiyor ve açıklıyor: “Glifosata dayanıklı transgenik soya çeşitleri üzerindeki 8 bin 200 tarla denemesine yer veren bir yayına göre, transgenik ürünler yüzde 6-7 daha az ürün veriyor. Üstelik trasgenik soyada normal soyadan 2-5 kat daha fazla yabani ot ilacı kullanılıyor.” Ho iddiasına devam ediyor: “Genler ve çevre, istenilen özelliklerin kararlı ekspresyonunu yüzlerce yıl korumaya adapte olduklarından, uzun zamanda elde edilmiş yerli, bölgesel çeşitlilikler en kararlı çeşitlerdir. Söz konusu olan ekolojik dengeyse, acele işe yer yoktur; uzun vadeli gıda güvenliğini garantilemek için değişikliklerin yerleşmesi beklenmelidir.”

İngiltere’de Tohum Birliği (Soil Association) tarafından yayınlanan Şüphe Tohumlarıbaşlıklı raporda GD mısır ve soya fasulyesinde verimin artması bir yana çiftçilerin durumunun daha da kötüleştiği belirtiliyor. Altı yıllık GD ürün yetiştirme deneylerine dayanarak hazırlanan raporda çiftçilerin GD ürünlere bağımlılığının endişe verici düzeyde arttığı belirtiliyor. Raporda Iowa Üniversitesi iktisatçılarından Michael Duffy’nin analizine de yer veriliyor. Duffy; bitki öldürücülere karşı dayanıklı GD soya fasulyelerinin doğal soya fasulyelerine oranla daha fazla para kaybettirdiğini belirtiyor.

F. William Engdahl, Ölüm Tohumları adlı eserinde GD ürün tohumlarının çiftçilere olan maliyeti hakkında şu rakamları vermiş: “Tohumlar genellikle normal mısır üretim maliyetinin %10′unu oluşturmaktadır. GDO tohumları eklenen teknoloji tutarı yüzünden daha pahalıdır. Yapılan çalışmaya göre (Idaho’daki Kuzey Batı Bilim ve Çevre Politikaları Merkezi’nden Dr. Charles Benbrook’un yaptığı mısır üretimi ile ilgili araştırmayı kastediyor. y.n.) teknoloji tutarıyla birlikte ‘GDO tohumları GDO olmayan tohumlardan %25-40 oranında daha pahalıdır. Örneğin, Bt mısırı için fiyatlar genellikle GDO olmayan türlerden %30-35 oranında daha yüksek olarak 8-10 dolar/akr’dır.”

Engdahl’ın söz ettiği Dr. Charles Benbrook’un ABD Tarım Bakanlığı verilerini kullanarak yaptığı araştırmasına göre; ABD’li çiftçiler 1996-2001 yılları arasında bir GD mısır çeşidinin ekimi için en az 659 milyon dolar harcarken 276 milyon kile hasat kaldırmışlar. Hasadın ekonomik getirisi 567 milyon dolar ediyor. Bu çiftçiler için 92 milyon dolar zarar anlamına geliyor. Dönüm başına edilen zarar yaklaşık 1,31 dolar.

Miguel Altieri ve Walter Pengue’nin 2006 yılında yayınladıkları, genetiği değiştirilmiş soyanın verimliliğini inceleyen “GM soybean: Latin America’s New Colonizer” başlıklı makalede Brezilya’da ekilen genetiği değiştirilmiş soyanın dekar başına ortalama veriminin 230 kg.’dan 260 kg.’a yükseldiği ancak genetiği değiştirilmemiş çeşitlere göre %6 daha az verime sahip olduğu belirtiliyor. Makalede, yüksek sıcaklığın ve aşırı kuraklığın yaşandığı dönemlerde GD soyada %25′e yakın ürün kayıpları gözlendiği vurgulanıyor.

GD ürünlerin dünyadaki verim ortalamasıyla Türkiye’deki ortalamaları karşılaştıran çalışmalarda da benzer sonuçlar alınmış. Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, “Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Verimi Artırdığı Söylemi Doğru Değil” başlıklı makalesinde dünyada yaygın olarak tarımı yapılan genetiği değiştirilmiş 4 ürün olan soya, mısır, pamuk ve kanoladan, Türkiye’de yaygın olarak kullanılan üçünde (soya, mısır ve pamuk) GD ürünlerle genetiği değiştirilmemiş olanların verimliliğini karşılaştırmış. Atalık, ABD Tarım Bakanlığı’nın verilerini esas alarak, genetiği değiştirilmiş ürünlerde son 3 yılın ortalama verimi ile Türkiye’deki genetiği değiştirilmemiş ürünlerdeki ortalama verimi açıklamış. Genetiği değiştirilmiş pamuk ekiminin yaygın olduğu ülkelerde verim ortalaması hektara 775 kg. iken Türkiye’de ekilen genetiği değiştirilmemiş pamukta bu rakam 1.334 kg. Türkiye’nin genetiği değiştirilmemiş pamuktaki verimi, pamuk ticaretini küresel ölçekte elinde tutan ABD’den %43, genetiği değiştirilmiş pamukta dünyaya örnek olarak sunulan Hindistan’dan 2 kat daha yüksek.

Ahmet Atalık’ın soya verimi ile ilgili yaptığı karşılaştırmaların sonuçları da pamuktan farklı değil. Dünyada yoğun olarak GD soya üretimi yapan ülkeler içerisinde son üç yılda hektar başına ortalama verim 2.357 kg. Türkiye’deki genetiği değiştirilmemiş soya üretiminin son üç yıllık ortalaması hektar başına 3.720 kg. Türkiye’nin genetiği değiştirilmemiş soyadaki verimliliği soya ekim alanlarının %92′sinde GD tohumla üretim yapan ABD’den %34, soya ekim alanlarının %98′inde GD tohumla üretim yapan Arjantin’den %47 daha fazla.

Türkiye mısır veriminde de dünyada verimliliği yüksek sayılabilecek ülkeler arasında yer alıyor. Mısır ekim alanlarının %80′inde GD tohum kullanan ABD, mısır ekim alanlarının %84′ünde GD tohum kullanan Kanada ve Arjantin ve mısır ekim alanlarının %57′sinde GD tohum kullanan Güney Afrika ile son üç yıldaki ortalama verim karşılaştırıldığında genetiği değiştirilmemiş tohumla üretim yapan Türkiye’deki verim bazı ülkelerden yüksek, bazı ülkelere de oldukça yakın çıkıyor. Türkiye’nin mısır verimi son üç yıllık ortalamalara göre Arjantin’den %12, Güney Afrika’dan %90 daha verimli.

Ahmet Atalık, tarımsal üretimdeki asıl sorunumuzun GD tohumla üretim yapıp yapmamaktan ziyade, tarımsal altyapı sorunlarının çözülmesi olduğunu, dünyada yoğun olarak üretimi yapılan GD ürünler olan mısır, soya ve pamukta verimliliğimizin pek çok ülkenin üzerinde olmasına rağmen bu ürünlerin ülkedeki üretimi yeterli olmadığı için dışarıdan alım yapmak zorunda kaldığımızı, bunlardan dolayı ülkenin GD ürünler ithal etmeye mahkûm edildiğini vurguluyor ve ekliyor: “Görüldüğü üzere üretimdeki artış GDO ile ilgili değildir. Türkiye’nin tarım sorunlarının çözümü de GDO olamaz. Türkiye tarımsal alt yapı sorunlarını öncelikle çözümlemelidir. Bu sorunlarını çözmüş ABD 2009 yılı için tarımına 95 milyar dolar, AB 43 milyar avro aktarırken Türkiye sadece 4 milyar 950 milyon TL aktarmıştır. Tarımımızı kalkındırmak istiyorsak, yüzümüzü GDO’ya dönmeden önce bu sorunlarla yüzleşmemiz gerekiyor.”

Kaynak: 10 Soruda GDO: Efsaneler ve gerçekler, Mebruke Bayram

http://mebrukebayram.blogspot.com/

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>