Hamilelikte ve doğum sonrasında ruh sağlığı

Kadınlar, hamile kaldığını fark ettiği andan itibaren annelik duygusunu yaşamaya başlar. Bu duygunun hissedilmesi ile anneler farklı bir havaya bürünürler ve daha şefkatli bir varlık haline dönüşürler. Ancak bu süreç içerisinde yaşanan ruhsal değişimler bazen olumsuz yönlere de kayabilir. Depresif ruh hali en sık karşılaşılan sorunların başında gelir.

Hamilelik, kadınların yaşamında çeşitli değişimlerin yaşandığı ve bu değişimlere uyumu gerektiren önemli bir dönemdir. Bu dönemde, hamile kadın hormonlardaki ani değişimle birlikte, bedeninde 9 ay boyunca sürecek olan gözle görülür farklılaşmayı izler. Vücudun birçok bölgesinde uyumu sağlamaya yarayacak olan değişiklikler olurken, bedenin şekli de üzerinde kadının denetimi olmaksızın başkalaşmaktadır.

Hamilelik sırasında yaşanan değişime adapte olmada sorunlar ortaya çıkarsa hamile kadınlarda sıkça ağlamalar, yaşama karşı arzularını kaybetme, bebeği istememe, kendini değersiz görme, bazen de bebeği aldırma düşünceleri yoğunlaşabilir. Bunlar genellikle kısa bir süre içerisinde ortadan kalkan gelip geçici durumlardır. Eğer 2-3 haftadan daha uzun sürerlerse hamile kadının yakınları da ortada çıkabilecek depresyona karşı dikkatli olmalıdır. Diğer ruhsal bozuklukların ortaya çıkışında da yine 2-3 hafta boyunca benzer belirtiler gözlenir.

Bu dönemde gözlenebilen ruhsal değişiklikler

Ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı bir kadında bu dönem, ufak tefek sorunları olsa da genellikle önemli ve hoş bir deneyim olarak yaşanır. Çünkü gebelik bir hastalık değil, fizyolojik, olağan ve doğal seyri olan, kadına özgü bir süreçtir. Yani kadınlıkla ve annelikle ilgili önemli ruhsal çatışmalar yaşamayan, doyumlu, mutlu, eşinin ve ailesinin desteği yeterli olan bir kadın için gebeliğin olumlu pek çok duyguyu içermesi beklenir. Bununla birlikte anne adayları arasında olumsuz duygular ve beklentiler içinde olanların sayısı da az değildir. Doğuma ilişkin korkular, bebeğin sağlığıyla ilgili sürekli endişe duyma, kısıtlanmışlık duygusu, bebeği istememe gibi duygular yaşanabilir. Ayrıca genel olarak kaygı düzeyinin artışı, duygusal dalgalanmalar, ağlama eğilimi, daha hassas ve etkilere açık olma gibi değişiklikler gözlenebilir. Tüm bu sayılanlar, hafif derecelerde, gelip geçici ve kısa süreli olarak bir çok gebe kadında görülebilir. Ancak önemli olan bu duyguların ısrarlı, yoğun ve kadının yaşamını engelleyecek düzeyde olmasıdır. Sözü edilen duygular böylesine etkili yaşandığı zaman gebelik zor ve sancılı bir dönem haline dönüşecektir. Bu durumda hem yakınlardan hem de uzmanlardan psikolojik yardım ve destek almaya çalışmak en uygun yoldur.

Ruhsal bozukluklar

Ruhsal değişikliklerin yoğunluğu artıp, kişi ve çevresi için önemli ölçüde sıkıntı verici boyuta eriştiğinde, kişinin işlevselliğini bozduğunda genellikle ruhsal bir bozukluktan söz edilir. Bu durumda sıklıkla psikiyatrik müdahale gereklidir.

Psikotik bozukluklar

Uzmanlar hamilelik döneminde ağır ruhsal bozuklukların gelişme riskinin düşük olduğunu bildirmektedir. Buna karşılık doğumdan sonraki bir yıl içinde ağır ruhsal bozukluk geçirme riskinin arttığı ifade edilmektedir. Hamile olmayan kadınlara oranla daha seyrek olmakla birlikte, gebelik sırasında manik-depresif bozukluk atağı ve şizofrenik belirtilerin alevlenmesi görülebilir. Bu nedenle daha önce ruhsal bir bozukluk geçirmiş olan kadınların gebeliği planlarken veya hamile kaldıktan sonra, bir psikiyatriste danışmaları uygun olacaktır. Unutulmaması gereken bir diğer nokta, geçmişte bir ruhsal bozukluk varsa doğum sonrası alevlenme olasılığının bulunmasıdır.

Hamilelikte depresyon

Hamile kadınların %10’unda depresyon ortaya çıkabilmektedir. Özellikle geçmişinde depresyon olan kadınların bu konuda hekimlerini uyarmaları gerekebilir. Bunun yanısıra isteksizlik, ilgi ve zevk azalması, sıkıntı, iştahsızlık, uykusuzluk, enerji azalması gibi yakınmaların olması halinde depresyon akla gelmeli ve bir uzmana danışılmalıdır.

Bu dönemde ayrıca anksiyete bozukluğu, obsesif-kompulsif bozukluk gibi diğer ruhsal bozukluklar da görülebilir.

Doğum sonrası melankolisi

Psikolojik sorun ve rahatsızlıklar yalnızca doğum öncesinde değil doğum sonrasında da görülebilir. Bunlardan en sık rastlananı ‘doğum sonrası melankolisi’ olarak tanımlanan ruh halidir. Kadınların yaklaşık %85′inde doğumdan sonra melankolik bir durum görülür. Bu gerçek bir duygulanım bozukluğundan çok, doğumun normal bir parçası olarak kabul edilmelidir. Sıklıkla doğumdan sonraki ilk haftada ortaya çıkar.

Annelerde uyku problemleri, ağlama krizleri, sürekli üzgün olma, halsizlik, baş ağrıları, konsantrasyon güçlükleri, şaşkınlık, sinirlilik, iştahsızlık problemleri görülebilir. Bu tablo çok önemli değildir. Genelde 1-2 hafta içinde şikayetler kendiliğinden kaybolur. Ancak bu kısa geçiş döneminde ailenin ve eşin anlayışlı davranması ve yeni doğum yapmış anneye yardımcı olmaları gereklidir.

Annelerin %10-15′inde melankoli tablosu iki haftadan uzun sürebilir. Bu durumda depresyon söz konusu olabilir ve profesyonel yardım gerekebilir.

Doğum sonrası depresyonu

Doğum sonrası depresyonu; tanım olarak doğumdan sonraki 4 hafta içinde, herhangi bir zamanda majör depresif bir dönem yaşanmasıdır. Kadınların bir kısmında görülen doğum sonrası depresyon melankoliden daha farklı ve ciddi bir durumdur. Ancak bazı kadınlarda bu süre 6 haftaya kadar uzayabilir.

Depresyonun bu türünün nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte doğumdan sonra ani gelişen hormonal değişimlerin etkili olduğu düşünülmektedir. Başka bir neden de doğum sonrasında yoğunlaşan psikolojik streslerdir. Bebeğe karşı aşırı bir sorumluluk duygusunun gelişmesi olayın altında yatan bir diğer sebep olabilir.

Kadının eşiyle olan anlaşmazlıkları ya da ekonomik problemler olayı alevlendirebilir. İlk defa anne olanlar veya eşi ile ayrı olan kadınlar daha yüksek risk altındadır. Daha önceki gebeliklerinden sonra depresyon yaşayanlarda da depresyona daha sık rastlanır. Genelde doğumdan sonraki 1-5. günler arasında belirtiler başlar. Hafif depresyonda en sık görülen bulgular halsizlik, isteksizlik, sinirlilik, unutkanlık ve değişik korkulardır. Bunlara genelde uyku problemleri eşlik eder. Biraz daha ileri vakalarda bu belirtilere aksiyete (endişe), panik atak, ağlama krizleri, bebeğe karşı ilgisizlik, ciddi uyku bozuklukları ile ölüm ve intihar düşünceleri eklenir.

Doğum sonrası depresyona %5 oranında rastlanır. Eskiden sosyal statü ve evlilik ilişkilerinin depresyon ile ilişkisi olmadığı düşünülürken yeni çalışmalarda fakir ve eşi ile birarada olmayan kadınlarda 2 kat daha sık görüldüğü ileri sürülmektedir.

Genç yaşta anne olanlarda da 2-3 kat fazla görülür. Gebelik esnasındaki duygu durumu ile doğum sonrası depresyonun bir ilişkisi bulunamamıştır.

Doğum sonrası depresyonun tedavisi majör depresyon ile hemen hemen aynıdır. Genelde hastalar psikoterapi ve antidepresan ilaçlarla tedavi edilirler. Ancak emziren annelerde antidepresan kullanımı önerilmediğinden tedavi esnasında kadın doğum ve psikiyatri hekimlerinin birlikte tedavi planı yapmaları uygun olacaktır.

Emzirmenin olumlu etkileri nedeniyle hafif vakalarda ilaç tedavisi yerine sadece psikoterapi yeterli olabilir. Hastaların üçte ikisinde şikayetler en geç 1 yıl içinde kaybolur. Geri kalan vakalarda ise birden fazla sayıda depresif atak görülür.

Doğum sonrası psikozu

Seyrek olarak rastlanmakla birlikte doğum sonrasında görülen en ciddi psikolojik hastalıktır. Gebelikten önceki yıla göre karşılaştırıldığında hastalığa yakalanma riski 20 kat fazladır.

Psikoz; ‘düşünce bozukluğu’ veya ‘gerçekle gerçek olmayan arasındaki ayrımın kaybedilmesi’ olarak tanımlansa da ciddi duygulanım bozuklukları da bu şekilde sınıflandırılabilir.

Halüsinasyonlar (gerçekte olmayan şeyleri görme ya da duyma) veya hezeyanlar (gerçekle ilgisi olmayan şeylere inanma) olabilir. Önceden kestirilemeyen duygu dalgalanmaları görülür. Genelde doğumdan sonra 2 gün-3 hafta arasında belirtiler ortaya çıkar.

Hezeyanlar özellikle bebek üzerine odaklanır. Bazı durumlarda anne bebeğe karşı aşırı koruyucu takıntılar geliştirebilir. Hatta bazı vakalarda da intihar düşünce ve girişimleri bile olabilir.

Doğum sonrası psikozu son derece acil ve profesyonel yardım gerektiren ciddi bir durumdur. Sıklıkla hastaneye yatırılarak tedavi gerekir. Hastaların %95′i uygun bir tedavi ile 2-3 ay içinde iyileşir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>