Karadeniz nasıl kurtulur?

Dünyanın yüzde 70’i denizlerden oluşuyor. Dünyayı tehdit eden çevre kirliliği, denizlerde de gündemde. Dünya denizlerindeki mercan yataklarının yüzde 10’u zarar görmüş durumda, yüzde 40’ı ise tehlike altında. Atıkların doğru arıtılmadan denize boşaltılması ve kimi ülkelerde uygulanan büyük hayvan çiftliklerindeki hayvan dışkılarının denize dökülmesi gibi uygulamalar, denizlerdeki azotun fazlalaşmasına, bu da yosunların artmasına neden oluyor. Artan yosunlar ise deniz hayatını kısırlaştırıyor.

Dünyada deniz kirliliği özellikle belli bölgelerde yoğunlaşmış durumda. Amerika’daki Chesapeake Körfezi ve Meksika Körfezi, Avrupa’daki Baltık Denizi, Adriyatik Denizi ve Karadeniz. Bu denizlerde artık canlı yaşamına uygun olmayan ‘ölü bölgeler’ var. Karadeniz ise ölü bir deniz olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Karadeniz’in kirliliği ülkemiz açısından diğerlerine oranla daha büyük bir risk oluşturuyor. Çünkü Türkiye Karadeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan ülke. Üstelik balıkçılık, Karadeniz Bölgesi’ndeki halkın geçim kaynakları içerisinde önemli bir yere sahip.

Karadeniz’in kirlilik açısından en büyük dezavantajı ise diğer denizlerle tek bağlantısının İstanbul Boğazı olması. İstanbul Boğazı, Karadeniz’i diğer denizlerle bağlantısı sınırlı olan ve kirlilik sorunu yaşayan bir başka deniz olan Marmara’ya bağlıyor. Bu durum da Karadeniz’in sularının temizlenmesini daha da güçleştiren bir faktör.

Karadeniz’e kıyısı olan Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya, Türkiye ve Ukrayna, kirlilikte önemli bir paya sahip, ancak tek sorumlu bu ülkeler değil. Avrupa’nın yaklaşık üçte birini oluşturan 17 ülkenin büyük bölümü, 13 başkenti dahil yaklaşık 160 milyon insanın ürettiği kirlilik, Tuna Nehri yoluyla Karadeniz’e boşalıyor. Karadeniz’deki kirliliğin yaklaşık yarısının sorumlusu, Karadeniz’de kıyısı olmayan Avrupa ülkeleri.

Karadeniz ekolojisini tehdit eden en önemli faktörlerden biri de petrol kirliliği. Araştırmalara göre Karadeniz’e her yıl 110 bin tondan fazla petrol karışıyor. Bu, petrol taşıyan gemilerdeki petrolün akma, sızma yoluyla denize karışması sonucu oluyor. Gemilerin Karadeniz’de, özellikle de İstanbul Boğazı’nda yarattıkları kaza riski ise oldukça büyük. 30 bin metreküplük bir petrol gaz tankeri kaza sonucu patladığında, 50 kilometre yarıçapındaki bir alanda atom bombası etkisi yapabiliyor.

Karadeniz, kirlilik yükünün yanı sıra başka felaketlerle de boğuşmak zorunda kalabiliyor. Gemilerin yük boşalttıklarında denge sağlamak için içeriye alınan sintine suyu, herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan Karadeniz’e boşaltılabiliyor. Uzak denizlerden gelen gemilerin boşalttıkları sintine suları yoluyla taşınan yabancı canlı türleri, yeni sularda doğal düşmanları bulunmadığı için aşırı üreyerek diğer canlıları tehdit edebiliyor. 1980’li yılların ortalarında yaşanan denizanası felaketi, buna örnek olarak gösterilebilir. Latince ismi Mnemiopsis leidyi olan ve balık yumurtalarıyla beslenen bir tür denizanasının ABD’nin doğu kıyılarından sintine suları yoluyla taşınarak Karadeniz’e gelişiyle birlikte, hamsi türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Aslında sintine sularının boşaltılmasını engelleyen bir yasa çıkararak bu tehlikeyi engellemek mümkün. Dünyada iç deniz ve göllerde, bu tür engelleyici yasa uygulamaları mevcut.

Karadeniz’in zemininde canlı yaşamıyor. Varolan canlılar ancak yüzeye yakın bir kısımdaki şeritte yaşayabiliyor. Bu şerit daraldıkça Karadeniz’deki canlı türleri de azalıyor. Yani Karadeniz’in ölü bir deniz olmasına az kalmış durumda. Bu nedenle Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin ve kirlilikten yarı yarıya sorumlu olan Avrupa ülkelerinin bir araya gelip bir an önce önlem alması gerekiyor. Bu doğrultuda bazı çalışmalar yapılmıyor değil ancak çok yetersiz durumda.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>