Kentler ve ekoloji

Kentler eski çağlardan bu yana mimari dokuları, çevre koşulları ve insani ilişkileri ile bir ülkenin kültürünün oluşumunda önemli katkıları olan ortak alanlar olagelmişlerdir. Günümüz kentleri aşırı nüfus, hava, gürültü ve bina kirliliği ile bambaşka bir görüntü sergiliyorlar. Ama yaşanabilir bir kent için yapılabilecekler henüz bitmedi.

Modern kentin gelişimi, 19. yüzyılda fosil yakıt kullanımı ve sanayileşmenin başlamasıyla önce ulusal, sonra da küresel düzeyde daha geniş çaplı ticaretin ve karmaşık mali işlerin ortaya çıkmasıyla bağlantılıdır. Bu yüzyıl içinde Batı’da eski yerleşme modelleri terk edilerek yeni bir model çerçevesinde kentlerin toplumla ve doğayla olan ilişkilerine yeni bir biçim verilmiştir. İşin, barınmanın ve boş zaman alanlarının birbirinden fonksiyonel olarak ayrılması sonucunda, kentte doğaya dayalı bölümler ile teknik alt yapının bulunduğu yerler birbirinden ayrılır.

Bu farklılık, kent  çevresinin hammadde ve trafik ağları vasıtasıyla zoraki dönüşümünü getirerek, yeni toplumsal tekniklere ve alt yapılara ihtiyaç doğurur. Su, enerji ihtiyacı, yeni ulaşım ağları, haberleşme ve çöp sistemi ile şehir, kendi sınırları dışına taşmıştır.

Otomobillerin ortaya çıkmasından sonra ise kentte mekanların tasarımı oldukça etkilenir. Taşıtlara göre yollar, duraklar yapılır. Doğal alanlar ortadan kaldırılarak merkezin çevresinde ağaç ve çiçeklerle süslenmiş, insan elinden çıkma yeni doğal alanlar (parklar) oluşturulur. Bu türden bir kentleşme süreci, Batı’dan farklı olarak bizde daha geç ortaya çıkar.

Ünlü Fransız mimar Le Corbusier, 1911 yılında İstanbul’a gelir; kent güzelliği ile genç mimarı büyüler. İstanbul’u devrin büyük kentleriyle karşılaştıran Le Corbusier, şunları yazar: “Şimdi New York ile İstanbul’u karşılaştırırsak, diyebiliriz ki, birincisi kıyamettir, ikincisi ise bir yeryüzü cenneti. Bir Türk atasözü der ki ‘Ev kuran, önüne ağaç dikmeli’. Oysa biz (Avrupalılar) söküp duruyoruz ağaçları. İstanbul bir meyve bahçesidir, bizim kentlerimiz ise taş ocakları. Geleceğin büyük kentleri ağaçlıklar içinde kurulabilir.”

1911’den bu yana Le Corbusier’in anlattıklarının tersine İstanbul beton yığınına dönüşürken, şehirleşme ve çevre korunması konusunda bilinçlenen Batı’da kentin göbeğinde yeşil alanlar, yapay göller, ön bahçelerinde sebze yetiştirilen, ahşap ve tuğla karışımı evleri olan siteler inşa edilmeye başlandı.

Bu alanlar, endüstri ve ev atıklarıyla kirlenen büyük kent merkezlerinin akciğerleri olma görevini sürdürürken, kent yorgunlarına da doğayla bütünleşme ve dinlenme imkanı sunuyorlar.

Günümüzde yaşanabilir kentin inşasında kent ekolojisinin önemli bir rolü olmuştur.  Çağdaş ekoloji, insanların birbirleriyle ve çevreleri ile olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Ekolojide temel kavramlardan biri bütünselliktir. Bu kavram, doğanın çeşitli öğeleri arasındaki ilişkileri incelerken, doğanın bir bütün olarak ele alınması gerektiğinin altını çizer. Kent ekolojisi de kent denilen ortak mekanı paylaşan insanların birbirleriyle ve kentin alt yapısı ve doğal yapısı ile olan ilişkilerini ele alır. Hava kirliliği, trafik sıkışıklığı, şehirde yeşil alan yetersizliği, su kalitesinin ve insan ilişkilerinin bozulması kent ekolojisinin konuları içinde yer alır. Kent ekolojisi kentliye yaşadığı çevreyi bilinçli olarak yeniden üretmek için bir imkan, bir doğrultu sunar.

Gezegen üzerinde yaşamımızı sürdürmek için kentleşme anlayışımızı, kentler ile kentlerin kurulu oldukları alanların ekolojik yapısı arasındaki ilişkiyi bir kez daha gözden geçirmemiz gerekir. Bugün  ancak mimarisiyle, ısıtma sistemleriyle, otomobilleri ve yeşil alanlarıyla, doğaya uygun olan ve insanlar arası demokratik ilişkileri geliştiren bir kente, yaşanabilir kent diyebiliriz. Bu kent anlayışının unsurlarını ise şu biçimde sıralayabiliriz:

Doğayla uyumlu geleneksel mimari

Geleneksel mimari şehir ekolojisinin tarihinde önemli bir yer tutar. Yöresel geleneksel mimari, ekolojinin “en uygun çözümü doğa bulmuştur” kuralına uygun olarak, o bölgenin ekolojik yapısına, bölgede bulunan malzemeye ve iklime göre şekillenir. Halk içinden çıkmış, kendi kendine yetişmiş ve bir önceki kuşağın ustalarına çıraklık yapmış mimarların, yüzyıllar boyunca deneme yanılma yöntemiyle o bölgenin doğal koşullarına uygun bir takım çözümler geliştirmeleri, bu şartların en uygun biçimde değerlendirilmesini sağlar. .

Güneydoğu Anadolu’da kentlerin “eski kent” denilen bölümlerinde de geleneksel mimarinin ürünü olan bu tür yapılara rastlamak mümkündür. Dar sokaklara dizilmiş, yüksek, kalın duvarlı evler, gün ortasında çok güneş girmediği için serin olurlar. Bu yapı tarzı, yörenin özelliklerine uygun olarak geliştirilmiştir. Geleneksel Akdeniz mimarisi diye adlandırabileceğimiz bu mimari tarz,  Fas’tan Sicilya’ya, Mısır’a, Yunanistan’a  kadar ortak özellikler gösterir.

Yüksekçe duvarların çevrelediği avlulu evler az güneş alırlar. Yazın serin olur. Mutfak evin içinde değil avludadır; bu şekilde kokuların ve sıcaklığın evin içine yayılması engellenir.

Osmanlı saray mimarisinde de su ile serinletme yöntemleri çok gelişkindir. Şadırvan denilen, ortasındaki yüksekçe bir yerden su akan havuzlar, hemen hemen tüm saraylarda bulunur. Geleneksel mimarinin doğaya uygunluğundan sözederken, kubbeli yapıların da üzerinde durmak gerekir. Tepesinde hava delikleri olan kubbenin, hava değiştirme ve serinletme fonksiyonu vardır.

Günümüzde tatil yörelerinde bol pencereli lüks konutların klimalara rağmen soğutulamaması, kent ekolojisini bilmemekle ilgilidir. Geleneksel Akdeniz mimarisi ise bizlere ekolojik dersler verir.

Doğaya aykırı, kullanışsız binalar yapıp bunları bol elektrik harcayarak serinletmek yerine, doğaya uygun konutlar yaparak bunları doğal yollarla dışarıdan az enerji kullanımı ile serinletmek, en uygun olandır. Günümüzde geleneksel mimarinin çeşitli özelliklerini modernize ederek, doğaya uygun yapılar üreten mimarlar vardır.

Doğaya uygun ısıtma sistemleri

Sürdürülebilir, yaşanabilir bir kent için önemli özelliklerden biri de insanların konutlarını, işyerlerini doğaya zarar vermeyecek şekilde ısıtabilmeleridir. Doğayla dost bir mimaride yapılar genellikle çevreye uygun olarak tasarlanır. Güneşin açısı, ısı, nem, yağış, rüzgar yönü gibi fiziksel çevre koşulları hesaba katılır. Örneğin, kışın soğuk rüzgarlar alan bölgelerde, yerleşim merkezleri nispeten korunaklı yerlere kurulur. Ülkemizde de Anadolu’nun soğuk bölgelerinde, geleneksel mimaride evin konumuna dikkat edilir. Kış güneşi gün boyunca güneyde olduğu için pencereler güneye bakar. Güneş dar bir açı ile geldiği için, evin içini ısıtır.

Pasif güneş enerjisi ile ısıtma, doğaya uygun bir tekniktir ve modern binalarda da kullanılır. Fakat, güneş enerjisi kullanmak için konutun güneş almasına dikkat etmelidir. Bunun için de binaların birbirinin güneşini tutmayacak şekilde sıralanmaları, bir de uygun bir güneş toplayıcısına sahip olmak gerekir.

Günümüzde güneş toplayıcıları artık konut ısıtmada da kullanılmaktadır. Güneş toplayıcıları oldukça basit bir teknoloji gerektiriyor ve bu ısınma biçimi hem çevreyi kirletmiyor, hem de oldukça ucuz. Türkiye’de özellikle güney bölgelerde kullanılabilecek bu teknik, güneş toplayıcılarının standartlara uygun olmaması nedeniyle bir türlü uygulanamıyor. Bizde güneş toplayıcılarıyla ancak sıcak su elde ediliyor. Oysa Ortadoğu’da İsrail’in, bu biçimde ısındığını biliyoruz.

Güneş enerjisinin bir kullanım biçimi de güneş pilleri. Güneş pilleri, doğrudan doğruya elektrik üretebiliyorlar. Özellikle ABD ve Japonya’da yaygın olan bu teknolojide, birçok pilin bir arada kullanılmasıyla konutlar kendilerine yeterli elektriği üretiyorlar. Levha halinde de yapılan güneş pilleri sayesine Almanya ve ABD Kaliforniya’da pek çok konut, kendi elektriğini kendi üreterek kent şebekesine bağlı olmaktan kurtuldular.

Bu teknolojinin kullanılabilmesi için, özellikle büyük endüstri kentlerinin en önemli çevre sorunlarından olan kirli havanın, güneş ışınlarını engellememesi gerekli. Ekolojinin, ‘herşeyin bir birine bağlı olduğu’ ilkesi, şehir ekolojisi için de geçerliliğini koruyor. İşte kentlerde önemli bir ekolojik sorun olan hava kirliliği, elektrik tüketiminin azalmasına neden olabilecek bir teknolojiyi böyle engelliyor.

Plansız hızlı kentleşme

Ülkemiz hızlı nüfus artışının olduğu ülkeler sıralamasında ilk sıralarda yer alıyor. Artan nüfusa parelel olarak şehirleşme hızı da artıyor. 1965-1975 arası dönemde Türkiye’de nüfus %25 oranında artarken, şehirleşme hızı %51 ile bunun iki katı oldu. Yapılan araştırmalar, yaşadığımız şehirlerin nüfusunun 14 yılda iki katına çıktığını gösteriyor. Hızlı nüfus artışı, ulaşımdan çöp toplamaya, mimari yapılaşmadan enerji kaynaklarının ve ısınmanın sağlanmasına kadar pek çok alanda sorunlara yol açıyor. Nüfusu bu kadar hızlı artan bir yerde şehircilik hizmetlerinin aksamasında ise şaşılacak bir şey yok. Hava kirleniyor, çöpler zamanında toplanamıyor, trafik devamlı tıkanmış durumda. Sokaklar iyi temizlenmiyor, içme suyu ile atık su birbirine karışıyor. Su yetersiz kalıyor. Bahçeli evlerin yerini çok katlı blok apartmanlar alıyor. Parklar, ağaçlar azalıyor, şehir beton yığınına dönüşüyor…

Ekolojik bir kent anlayışı bu sorunun çözümünü, nüfus ve sanayinin aşırı kalabalıklaşmış şehirler yerine, küçük merkezlere kaymasını sağlayacak yeni bir yatırım politikası uygulamakta görür.

Yeşil alanlar ve otomobiller

Otomobiller yaşanabilir bir kentin artık en önemli engelleri haline dönüşmüş durumdalar. Yapılan araştırmalar ABD’de tüm petrolün %56’sının otomobiller tarafından kullanıldığını gösteriyor. Bu ülkede, hava kirliliğinin yüzde 60’ı, tüm şehir gürültüsünün de %85’i taşıt araçlarından gelmekteymiş. Ülkemizde de şehir yaşamında otomobillerin hakimiyeti giderek artıyor. Çevreciler ve planlamacılar daha fazla enerji ve kullanım alanı gerektiren otomobilli çözümün, sürdürülebilir nitelikte olmayacağını anlamış durumdalar. Otoyol yapımını durdurmak, benzin fiyatlarını yükseltmek, toplu taşıma araçlarına tercihli şerit ayırmak, şehir merkezlerinde bazı bölgelerde otomobilleri tamamen yasaklamak gibi çözümler üretiliyor.

Ekolojik kent tasarımcıları, şehri otomobillerin tahakkümünden kurtarmak için en iyi çözüm yolunun yeşil alanları artırmak olduğu tezini ileri sürüyorlar.

Parklar ve yeşillikler bir kentin nefes almasını sağlarlar. Burada bulunan bitkiler, havadaki toz ve kirletici gazları süzerek, hava kirliliğini azaltırlar. Yeşil alanlar havanın kalitesini artırırlar, bu da kentteki genel yaşam kalitesinin artması anlamına gelir. Ayrıca beton yapılar içine tıkılıp kalmış, doğa ile iç içe olma imkanı kısıtlanmış insanlar açısından, parklardaki kuşlar ve çiçekler ruh sağlığını da olumlu yönde etkilerler.

Bunun dışında şehir ekolojisi açısından yeşil alanların belki de en önemli fonksiyonu, şehir içi nüfus yoğunluğunun azaltılmasına yararıdır. Ülkemizde İstanbul, Ankara gibi, sorunlarının büyük bir kısmı nüfus yoğunluğundan kaynaklanan kentlerde, yeşil alanların artırılması özellikle önemli bir konudur.

Artık dünyanın hiçbir yerinde şehirler betonlaşmaya bırakılmıyor. Avrupa’nın düzenli, bakımlı, temiz ve hizmetleri aksamayan kentleri, büyük çabalar sonucunda bu noktalara ulaşmış vaziyetteler. Tüm dünya şehirlerinin, çevrelerine göbek bağı ile bağlı olduğunu biliyoruz. Doğal çevrenin bozukluğu, toplumsal ve ekonomik çevrenin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Kentte temiz hava, içilebilir su, güvenlik, yeşil alanlar, sessizlik modern kentli insanın en temel gereksinimleri arasında yer alıyor. Bu ise gelişkin bir kent ekolojisi bilinci ile oluşturulmuş planlı kentlerle mümkün.

Sürdürülebilir bir kent için ilkeler

‘Sürdürülebilirlik’ ekolojinin en önemli kavramlarından biridir. Kent ekolojisi söz konusu olduğunda bu, bir kentin kendi öz kaynakları ve insan malzemesiyle yaşamını devam ettirmesi, anlamına gelir. İşte bu konudaki bazı ilkeler:

Mikroklimatik verilerin en etkin kullanımı:

Güneşin, rüzgar yönlerinin, ısı, radyasyon vb. şehirsel tasarım, planlama ve mimaride etkin enerji tasarrufu sağlayacak şekilde kullanımı.

Enerji ve maddesel sakınım:

Aydınlatma, ısıtma, havalandırma gibi mikroklimatik ortamının tasarlanmasında enerjinin minimum kullanımını sağlayacak düzenlemelerin yapılması.

Enerji ve atıkların geri kazanılması:

Elektrik, güneş, doğal gaz için enerjinin geri dönüşümüne ilişkin teknolojiler, atıkların yerinde ayrıştırılması, geri kazanım teknolojilerinin kullanımı.

Topografik verilerin en etkin bir biçimde kullanılması:

Araziden kaynaklanan alt yapı-üst yapı sorunlarının minimize edilmesi. Jeolojik yapı ve toprak kabiliyetinin değerlendirilmesi. Yapı inşaat alanında yer alan verimli toprakların, park içlerine taşınarak değerlendirilmesi

Doğal kaynakların en etkin biçimde kullanılması:

Mevcut bitki örtüsü, akarsu, flora, fauna gibi doğal kaynakların değerlendirilerek geliştirilmesi, kişi başına düşen yeşil standartların olabildiğince artırılması, meydanlar, alanlar, yapı içlerindeki yeşil oranının yüksek tutulması… Varolan bitki örtüsünün planlamada geliştirilerek kullanımı, yöreye özgü bitki türlerinin araştırılması, parklar, açık ve kapalı mekanlarda kullanımı.

Ulaşım

Kent içindeki ulaşım elektrikli raylı sistem/hızlı tren sistemi, tramvay ve metro gibi araçlarla büyük ölçüde karşılanmalıdır.

Özel araçlarla şehir merkezine gelişler kısıtlı olmalıdır. Şehrin çevresinde çok katlı otoparklar oluşturulmalıdır. Şehir meydanları tamamen yayaya ait olmalı, merkezdeki çarşılar, hanlar, galeriler tamamen yaya dolaşımı için planlanmalı, bisiklet kullanımını özendirecek bisiklet yolları yapılmalıdır.

Kent kültürü

Kent merkezinde yapılacak tasarımlar yakın çevredeki tarihsel mimariye saygılı olduğu kadar, şehrin uluslararası imajını kuvvetlendirecek sosyal, ekonomik ve kültürel boyutları vurgulayacak nitelikte olmalıdır. Yaya bölgesinde olduğu gibi mimari tasarımda da çağdaş şehir imajı vurgulanmalıdır.

Altyapı sorunları çözümlenmelidir

Elektrik, su, kanalizasyon, doğal gaz, yangın, haberleşme gibi alt yapı sistemleri için planlama ve projendirmelere gidilmelidir. Bu projelendirmede, ekonomiklik, sürdürebilirlik, geri kazanım, çağdaş teknoloji kullanımı olabildiğince sağlanmalıdır.

Kaynaklar

• Çevre ve Ekoloji, Mine Kışlalıoğlu-Fikret Berkes, Remzi Kitabevi, 1999, İstanbul.

• Ekolojik Bir Topluma Doğru, Murray Bookchin, Ayrıntı Kitabevi, 1996, İstanbul.

• Yeni Kent Ekolojisi, Bilim ve Teknik Dergisi, Kasım 2000.

• Şehir Merkezlerinin Planlanmasında Ekolojik Yaklaşım; Doç. Dr. Mehmet Tuncer.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>