Obezite ve sağlığımız

Vücutta fazla miktarda yağ birikimi ve kilo artışı olarak tanımlanan obezite çağımızın ciddiye alınması gereken sağlık sorunlarından biri. Obezite, besinlerle alınan enerji miktarının metabolizma ve fiziksel aktivite ile tüketilen enerji miktarını aştığı durumda ortaya çıkar.

Günümüz insanı, bir yandan beden hareketliliği açısından sınırlı bir yaşam sürdürürken, diğer yandan giderek daha fazla miktarlarda şekerli, yağlı ve yüksek kalorili yiyeceklere yöneliyor. Uzmanlara göre bu iki faktör, genetik yapısı şişmanlığa eğilimli kişilerde kolayca yağ dokusu artışına neden oluyor ve şişmanlık ortaya çıkıyor. Ailesinde şişman kişiler bulunanlar, sedanter bir yaşam tarzı sürdürenler ve ihtiyacı olandan fazla kalorili diyetle beslenenlerde kolayca obezite gelişir. Bunların yanı sıra bazı hastalıkların seyrinde ve bazı ilaçların uzun süre kullanımına bağlı olarak da şişmanlık kendini gösterebiliyor.

Şişman kişilerin hemen hemen tümünde kilo artışının asıl nedeni fazla gıda alımıdır. Erişkin bir kadında beden yağ oranı yüzde 20-25, erkekte ise yüzde 15-18 civarında. Obezitenin en hassas göstergesi beden yağ oranının ölçümü. Ancak bu son derece güç bir yöntem. Bu nedenle vücut ağırlığı değerlendirilirken daha kolay bir değerlendirme yöntemi olan ‘Beden Kitle İndeksi’ (BKİ-VKI body mass index) kullanılabilir. Beden kitle indeksi, kilogram cinsinden ağırlığın, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle elde ediliyor. Buna göre 18,5 kg/m2’den az olanlar zayıf, 18,5-24,9 kg/m2 normal, 25-29,9 kg/m2 fazla kilolu, 30-39,9 kg/m2 obez ve 40 kg/m2’den yüksek olanlar ileri derecede obez sayılırlar.

Şişmanlık takibinde beden kitle indeksinin yanı sıra ideal kilo da kullanılabilir. İdeal Kilo Formülü; Standart değer x boy metrekaredir. Standart değer 19-24 yaş için kadın ve erkekte 19 iken, 25-34 yaş arası kadın ve erkekte 20, 35-44 yaş arası kadında 20 erkekte 21, 45 yaş ve üzerinde kadında 20 erkekte 22′dir. Örneğin 1.60 m boyunda 25 yaşında bir bayansanız, İdeal Kilonuz = 20 x (1.60) 2 = 51 kg. Mevcut kilonuz ideal kilonun yüzde 10-20 üzerinde ise fazla kiloluktan söz edilir. İdeal kiloyu yüzde 20′den fazla aşmış olanlar ise obez sınıfına giriyor.

Deri kıvrımlarının kalınlığı, bel ve kalça çevreleri ölçümleri de yine beden yağ oranının ve yağ dağılımının değerlendirilmesinde kullanılan yöntemler. Beden yağının hangi bölgede dağılmış olduğu, obezitenin neden olabileceği riskler açısından büyük önem taşıyor. Yağ dağılımına göre obezite, erkek ve kadın tipi şişmanlık olmak üzere iki tipe ayrılıyor. Erkek tipi obezitede yağlar daha çok karın ve göğüste birikirken, kadın tipi obezitede ise kalça ve uyluktaki yağlar artış gösteriyor.

Yalnızca bel çevresi ölçümü veya bel/kalça çevresi oranı iki tip obezitenin ayrılmasında yardımcı. Bel/kalça oranının erkekte 0.9′un, kadında 0.8′in üzerine çıkmaması gerekli. Benzer şekilde bel çevresi erkeklerde 94 cm, kadınlarda ise 80 cm’yi aşmamalı. Bu değerlerin üzerine çıkıldığında, erkek tipi şişmanlıktan söz edilir.

Türkiye’de obeziteye rastlanma sıklığı

Türkiye’de Obezite Prevalans Çalışması; İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi, Diyabet Bilim Dalı, İ.Ü. DETAE, Metabolizma ve Diyabet Birimi, Obezite Araştırma Ünitesi, Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) ve TC. Sağlık Bakanlığı’nın ortaklaşa çalışmalarıyla (Prof. Dr. İ. Satman ve arkadaşları), uluslararası prevalans (görülme sıklığı) denek seçim kriterlerine göre belirlenen 24788 (Kadın: 13708, %55.3; Erkek: 11080, %44.7) erişkin (>19 yaş) birey üzerinden yapılmıştır.  Vücut Kitle İndeksi>30 kg.m2 baz alınarak yapılan çalışmada, Türkiye’de obezite prevalansı (görülme sıklığı) %22.3 bulunmuştur. Görülme sıklığı, kadınlarda erkeklerden (Kadın: %29.9, Erkek: %12.9), kentsel alanlarda yaşayanlarda kırsaldaki gruptan (Kentsel %23.8, Kırsal %19.6) daha fazla olarak tespit edilmiştir. Bölgesel dağılımlar göz önüne alındığında; obezite görülme sıklığı Doğu Anadolu’da en düşük (%17.2) ve İç Anadolu’da en yüksek (%25.0) olmak üzere, Güney de %24, Kuzey de %23.5 ve Batı’da %21.6 bulunmuştur. Tüm yerleşim birimleri coğrafi bölgelerde kadınlarda rastlanma sıklığının erkeklerden yüksek olduğu saptanmıştır.

Genel olarak yaşlanma ile obezite sıklığının arttığı gözlenmiş, 55-59 yaş grubunda en yüksek (%34.8) olmak üzere, orta (40-55) yaş gruplarında çalışma kapsamındaki bireylerin %30’unun obez olduğu görülmüştür. Aktif meslek gruplarında obezite daha seyrek iken emekli ve ev hanımlarında sıklıkta artış gözlenmiştir (sırası ile %17.3 ve %30.7). Eğitim düzeyi düşük (okur-yazar olmayan %33.4, yüksek okul mezunu %10.0) gruplar ve dar gelirli gruplarda (asgari ücretin altı %22.6, yüksek gelirli %15.5) obezite sıklığı artmış bulunmuştur.

Hane halkı büyüklüğü ile obezite arasında istatistiksel ilişki saptanmamıştır. Obezite sıklığı alkol ve sigara kullananlarda, bu alışkanlıkları olmayan gruplara oranla daha yüksek bulunmuştur. İskemik kalp hastalığı, ailede diyabet, bilinen diyabet ve bilinen hipertansiyon hikayesi veren bireylerde, bu özellikleri bulunmayanlara kıyasla prevalansın anlamlı olarak arttığı görülmüştür.

Bel/kalça oranı (Kadın:>0.85, Erkek:>1.00) veya bel çevresi (Kadın:>88 cm, Erkek:>102 cm) baz alındığında, santral tip obezite sıklığı %19.2 (Kadın:%29.3, Erkek:%6.6) bulunmuştur. Genel obezite için yukarıda tanımlanan özelliklerin tümünün santral obezite grubu için de geçerli olduğu, ayrıca bunlara ilave olarak santral obezite prevalansının hane halkı büyüklüğü ile ters orantılı olarak arttığı saptanmıştır. Çalışmanın sonuçlarında; obezitenin ülkemizde toplum sağlığını önemli ölçüde tehdit eden ve gelecek nesillerin korunması için acil önlemler alınması gereken önemli bir sorun olduğunun altı çizilmiştir.

Obezitenin nedenleri

Genetik faktörler: Araştırmalar vücutta aşırı yağ depolanmasının kişinin büyük ölçüde genetik yapısı ile ilgili olduğunu göstermiştir. Örneğin evlatlık alınan çocukların vücut ağırlıkları ile onları evlat edinen ailelerin vücut ağırlıkları arasında, ki bu aileler nasıl beslenmeleri gerektiğini bu çocuklara öğretmelerine rağmen hiçbir bağlantı yoktur. Ancak hiçbir zaman görmedikleri genetik ailelerinin vücut ağırlıkları ile %80 oranında bir benzerlik vardır.

Ayrıca aynı geni taşıyan tek yumurta ikizlerinin vücut ağırlıkları ile farklı genleri taşıyan ayrı yumurta ikizlerinin ağırlıklarına oranla çok daha fazla bir benzerlik göstermektedir.

Tıpkı göz rengimizi, boyumuzu, metabolizmamızı belirleyen genler olduğu gibi vücut ağırlığımızı da belirleyen genlere sahibiz.

Çevresel faktörler: Aslında genetik faktörler ile çevresel faktörler birbiri ile yakından ilgilidir. Eğer bir kişinin genetik yapısı gereği obeziteye bir eğilimi varsa, günümüzün hiç sağlıklı olmayan fast food yeme içme alışkanlıkları ve hareketliliği neredeyse sıfıra indiren yaşam tarzı ile kilo kontrolü yapmak çok zordur.

Metabolizma ile ilgili faktörler: Genellikle kilo alıp vermenin alınan ve yakılan kalorilerle ilgili olduğu düşünülür. Eğer harcadığımızdan daha çok kalori alırsak kilo alırız, eğer aldığımızdan daha fazla kalori harcarsak kilo veririz. Ancak artık biliniyor ki denklem bu kadar basit değildir. Obezite araştırmacıları “set point” olarak adlandırılan ve beyinde bir çeşit sınırlama görevi yaparak kişileri kilo almaya ve vermeye dirençli hale getiren bir teoriden söz etmektedirler. Eğer bu set point durumunu gözardı ederek ciddi bir şekilde kalori alımınızı birden durdurursanız, beyniniz metabolizmanızı yavaşlatarak size karşılık verecektir ve böylece siz de verdiğiniz her kiloyu fazlasıyla geri alırsınız.

Tüm bunlara ek olarak obeziteye neden olan faktörler arasında tiroid hormonunun az çalışması ve diğer hormonlara bağlı düzensizlikleri de göz önünde bulundurarak kesinlikle bir doktor gözetiminde olmak gereklidir. Deri kıvrımlarının kalınlığı, bel ve kalça çevreleri ölçümleri de yine beden yağ oranının ve yağ dağılımının değerlendirilmesinde kullanılan yöntemlerdir. Beden yağının hangi bölgede dağılmış olduğu, obezitenin neden olabileceği riskler açısından büyük önem taşır.

Obezitenin riskleri nelerdir?

Obezite artık basit bir estetik sorun değil, ciddi sonuçlara yol açabilen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Obezite sıklığı giderek artmakta ve beraberinde getirdiği sorunlara da giderek daha sıklıkla rastlanmaktadır. Beden kitle indeksi arttıkça obeziteye eşlik eden hastalıkların riski artmaktadır. Erkek tipi, yani yağların karında toplandığı tipte obeziteye, kadın tipi obeziteye göre daha risklidir.

Öyleyse, şişmanlık derecesi arttıkça sağlığı tehdit eden bir sorun haline dönüşmektedir.

Şişmanlığın ortaya çıkarabileceği hastalıklar şunlardır:

1. Diyabet

2. Hipertansiyon

3. Aterosklerotik damar hastalığı, yani damar sertliği

4. Adet bozuklukları, kısırlık, gebelikte hipertansiyon, doğum sırasında sorunlar

5. Sindirim sistemi hastalıkları: safra taşları, yağlıkaraciğer, fıtıklar, sindirim sorunları

6. Solunum sistemi hastalıkları: Şişmanlığa bağlı solunum sıkıntısı, uyku apneleri

7. Eklem hastalıkları: Gut, osteoartrit (diz ve kalça eklemlerinde)

8. Deride çatlaklar, kıllanma artışı, renk koyulaşması

9. Psikolojik sorunlar: Uyumsuzluk, depresyon

Yukarıda sayılan rahatsızlıkların da göstereceği üzre, obezite derhal tedavi edilmesi ve ciddiyetle üzerinde durulması gereken ciddi bir sağlık problemidir.

Diyabetle obezite arasındaki ilişki nedir?

Toplumumuzun yaklaşık %7′si diyabetlidir ve diyabetli bireylerin %80′i şişman kişilerdir. Erişkin tipi diyabet ile şişmanlık arasında çok net bir bağlantı bulunur. Kan şekerini düşüren hormon hepimizin çok iyi bildiği insülindir. Obezite, pankreasta yapılan insulinin etkisini zayıflatır, insüline karşı bir direnç gelişimine neden olur. Bu dirence karşı gelmeye çalışan pankreas zaman içinde yorulur ve insulin yapımında çeşitli bozukluklar ortaya çıkar. Giderek bu tablo daha bariz bir hal alır, kan şekeri yükselmeye başlar ve diyabet ortaya çıkar. Obezite derecesi arttıkça, diyabet gelişme riski de artar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>