AIDS

AIDS, 20. yüzyılın son çeyreğinde insanlığın teknolojik ve kültürel gelişiminin doruğunda ortaya çıkan hastalıklardan biri oldu. Vücudun bağışıklık sistemini işlemez hale getiren bulaşıcı ve öldürücü bu hastalığa AIDS adı veriliyor. AIDS, insanın bağışıklık sisteminin çökmesini tanımlayan “Acquired Immune Deficiency Syndrome” yani “Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu” kelimelerinin baş harflerinden oluşuyor. Olağan koşullarda önemli bir soruna yol açmayacak hastalıklar, bağışıklık sistemi zarar görmüş olan AIDS hastalarında hastalıkla savaşamama durumundan dolayı ölümcül sonuçlar doğurabiliyor. ABD Hastalık Denetim Merkezi’ne göre AIDS, yirmi beş farklı hastalıktan ya da bunların kombinasyonlarından oluşur. Bu karmaşık yapısından dolayı, doktorlar AIDS’i hastalıktan çok “sendrom” olarak tanımlar.

AIDS’in nedeni HIV (Human Immunodeficiency Virus) adı verilen bir virüs, bu virüsle enfekte olan kişilere de “HIV pozitif” deniyor. Fakat her HIV pozitif kişi AIDS’li sayılmıyor. HIV ile enfekte olan insan vücudu uygun koşullar oluştuğunda AIDS’e yakalanır. HIV pozitif birinin AIDS belirtileri göstermesi 3-12 yıl sürebilir. HIV pozitif olup hiç AIDS’e yakalanmayanlar da var, bu kişilere “taşıyıcı” adı veriliyor.

AIDS nisbeten yeni bir hastalık olduğu için bilim adamları hastalık mekanizmasının nasıl çalıştığını tam olarak çözebilmiş değiller. Fakat yaygın olarak kabul edilen bir kuram var. Bu kurama göre, HIV virüsü kanda bulunan T hücrelerini enfekte ediyor. (Bağışıklık sisteminde işlev gören, diğer hücrelere kimyasal emirler vererek yabancı mikroplara karşı saldırıyı yöneten hücrelere T hücreleri deniyor.) HIV virüsü yüzünden T hücrelerinin saf dışı kalması bağışıklık sisteminin çökmesine neden oluyor. Vücutta bulunan bakteri, mantar ve virüsler de bunu fırsat bilerek çeşitli hastalıklara yol açıyorlar.

AIDS özellikle üçüncü dünya ülkelerinde halen oldukça yaygın. Fakat bu ürkütücü tabloya bakıp paniğe kapılmamak gerekiyor. Çünkü iyi tanındığında ve önlem alındığında AIDS’ten korunmak zor değil.  Bazı uluslararası kuruluşların bu konuda yürüttüğü bazı çalışmalar var. WHO (Dünya Sağlık Örgütü), UNICEF, UNAIDS (Birleşmiş Milletler AIDS Programı) gibi kuruluşlar HIV enfeksiyonunun yaygın olduğu ülkelerde halkın HIV’den korunma hakkında bilgilendirilmesi için çeşitli çalışmalar yapıyor. Bu kapsamda 1 Aralık günü “Dünya AIDS Günü” olarak kabul ediliyor ve 1 hafta süren kampanyalarla halk AIDS konusunda aydınlatılmaya çalışılıyor.

Nasıl ortaya çıktı?

AIDS, Amerika ve Afrika’da eş zamanlı olarak ortaya çıktı. İlk AIDS vakası 1981’de ABD’de saptandı. 1983 yılında AIDS’e neden olan virüs, yani HIV tespit edildi. Bir grup homoseksüel erkekte ve Haiti’den gelen göçmenlerde ender rastlanan Pnömocystitis Carinii pnömonisi ve Kaposi sarkomu vakalarının ortaya çıkması ile başlatılan araştırmalar, bu yeni hastalığın tespitine kadar vardı. Fakat AIDS’in geçmişinin daha öncelere dayandığı sanılıyor. 1970’lerde NewYork’lu eşcinsellerin “eşcinsel vebası” olarak nitelendirdikleri hastalık AIDS’e benzer belirtiler gösteriyordu. Aynı yıllarda “cinsel özgürlük” eğilimi rağbet görüyor, eşcinseller o güne kadar yaşadıkları toplumdan dışlanmışlığa tepki olarak özgürce cinsel ilişkiye girdikleri mekanlarda bir araya geliyorlardı. HIV virüsünün bu yıllarda eşcinsellerin yoğun olarak yaşadığı, kontrolsüz cinsel ilişkinin, uyuşturucu ve seks ticaretinin yaygın olduğu, yetersiz beslenme ve hijyen koşullarına sahip gettolarda yayıldığı tahmin ediliyor. AIDS’in Afrika’da yayılması ise Amerika’dan biraz farklı. 1970’li yıllar Afrika ülkelerinin bağımsızlık savaşları, iç savaşlar, yoğun nüfus artışları, açlık, göçler vb. sorunlarla boğuştuğu yıllardı. AIDS bu yıllarda yoğun nüfusu olan şehirlerin seks ticareti yapılan kesimlerinde ortaya çıktı ve yayıldı.

Türkiye’de AIDS

Türkiye AIDS ile ilk kez 1985 yılında tanıştı. Sonra HIV virüsü yurt dışında çalışan işçilerde ve yakınlarında saptandı. 1990’lı yıllarda tehlike giderek büyümeye başladı. Türkiye dünyadaki rakamlarla karşılaştırıldığında AIDS’e az rastlanan ülkelerden biri. Fakat yetkililer istatistiklere yansımayan, HIV pozitif olduğunun farkında olmayan bireylerin varolabileceğinden ve önlem alınmazsa HIV pozitif kişi sayısının artabileceğinden endişe ediyor.

Türkiye’de HIV pozitif olanların büyük bölümü İstanbul’da yaşıyor. İstanbul’u Ankara, İzmir, Adana ve Bursa takip ediyor. Türkiye’de HIV virüsü en çok heteroseksüel ilişkiyle bulaşıyor. HIV pozitif olanların yüzde 11’i damar yoluyla uyuşturucu kullananlar. Nereden bulaştığı belirlenemeyen vakalar ise %30’luk bölümü oluşturuyor. Türkiye’de HIV pozitif olanların büyük bölümünü 20-50 yaş grubundaki erkekler oluşturuyor.

Nasıl bulaşır?

HIV virüsünün en yaygın bulaşma yolu cinsel ilişkidir. AIDS hakkındaki en yaygın yanlış kanılardan biri AIDS’in eşcinsellerde, seks ticareti yapanlarda ya da uyuşturucu kullananlarda bulunduğu ve diğer insanlara bulaşmayacağı kanısıdır. HIV virüsünün bu gruplar arasında yaygın olduğu doğrudur, fakat bu, virüsün diğer insanlara geçmeyeceği anlamına gelmez. HIV, cinsel ilişki sırasında sperm sıvısı ya da vajina salgısı yoluyla bulaşabilir. Bu şekilde bulaşmadan korunmanın tek yolu her türlü cinsel ilişkide prezervatif kullanılmasıdır.

HIV’in ikinci en yaygın bulaşma yolu kanla bulaşmadır. Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş şırınga, iğne, cerrahi aletler, diş hekimliği aletleri, dövme aletleri, akupunktur iğneleri, manikür-pedikür aletleri, jilet, makas gibi tüm kesici ve delici aletler virüsün bulaşmasına yol açabilir. HIV virüsüne damar içi uyuşturucu kullananlar arasında yaygın olarak rastlanmasının nedeni de budur. Damar içi uyuşturucu kullananlar arasında enjektörleri ve uyuşturucu madde eritilen kaşıkları paylaşma yaygın olduğu için HIV virüsü bu grup arasında kolaylıkla yayılabilir.

HIV virüsünün diğer bir bulaşma yolu da kontrolsüz kan, doku, organ ve sperm naklidir. Örneğin, HIV pozitif birinden alınan kan, kontrol edilmeden başka birine nakledildiğinde HIV virüsü bulaşır.

HIV virüsü hamilelik sırasında ya da emzirme ile anneden bebeğe de bulaşabilir.

HIV öpüşme ile bulaşmaz. Fakat ağız içinde yara ya da hasarlı doku varsa HIV mikrobu öpüşme sırasında kan yoluyla bulaşabilir.

HIV virüsü günlük yaşamda aynı odada bulunma, el sıkma, yanaktan öpüşme, tükürük, gözyaşı, ter, idrar dışkı vb. vücut sıvılarıyla, yiyecek-içeceklerle, tuvalet, banyo, yüzme havuzu, deniz, hamam vb. yollarla bulaşmaz. HIV virüsü kedi, köpek, sivrisinek, böcek vb. hayvanlarda yaşamaz. Bu nedenle HIV virüsünün bu hayvanlar yoluyla bulaşma olasılığı da yoktur.

HIV’in dezenfeksiyonu

HIV virüsü dayanıksız bir virüstür. Spermdeki ve vajina salgısındaki HIV dış ortamda, kuruduğunda yarım saat içerisinde ölür. HIV pozitif birinin kan, sperm ya da vajina salgısının bulaştığı eşyadaki HIV virüsü birkaç dakika kaynatılarak ya da 600C’de 30 dakika ısıtılarak yok edilebilir. Sulandırılmış çamaşır suyu da temas ettiği HIV’ı 30 dakika içerisinde öldürür. HIV’lı kan, sperm vb ile temas etmiş deriyi dezenfekte etmek için bol su ve sabunla yıkamak ve alkol ile temizlemek yeterlidir.

AIDS belirtileri

Vücudunun savunma sistemi zayıflayan hastada normalde zararsız olan, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklar ortaya çıkar. Yorgunluk, gece terlemeleri, 3 aydan daha uzun süren lenf bezi şişlikleri, kilo kaybı, 3 aydan daha uzun süren ateş, sürekli ishal, deride beliren uçuğa benzeyen lekeler ve yaralar AIDS belirtileri arasında sayılabilir. Fakat bu belirtilerin ancak birkaç tanesine bir arada rastlanıldığında AIDS’ten şüphelenilmelidir. Kaposi sarkomu, bazı lenfomalar, beyin, akciğer ve göz iltihapları da HIV enfeksiyonunu düşündüren belirtiler gösterir. HIV pozitif olan her kişide bu belirtilerin ortaya çıkmayacağı unutulmamalıdır. AIDS, HIV ile enfekte olduktan 3-12 yıl sonra ortaya çıkabilir. Bu nedenle HIV enfeksiyonu kapmış olabileceğinden şüphelenen kişilerin, belirtilerin ortaya çıkmasını beklemeyip test yaptırması gerekir.

AIDS testleri

HIV ile enfekte olan kişinin vücudunda 2-3 ay içerisinde HIV virüsüne karşı antikorlar oluşur. Vücutta HIV virüsü olup olmadığına bakan testler aslında bu antikorun varolup olmadığını kontrol eder. Antikor oluşmadan yapılacak testin bir anlamı yoktur. Testin sonucu pozitif çıktığında bu kişiye “seropozitif” denir. Zaman zaman çeşitli nedenlere bağlı olarak yalancı pozitiflik olması da mümkündür. Bu nedenle pozitif olan kişilere doğrulama testi yapılması gerekir. Doğrulama testi ile tekrar pozitif bulunan kişi HIV virüsü ile karşılaşmış demektir. HIV ile karşılaşmadan hemen sonra engelleme tedavisine başlanır. Bu tedavi HIV pozitif kişinin AIDS’e yakalanma olasılığını azaltmaya yöneliktir.

AIDS testleri devlet hastanelerinde, halk sağlığı laboratuvarlarında, özel hastane ve laboratuvarlarda, Kızılay kan merkezlerinde ve üniversite hastanelerinde yapılan ucuz ve kolay testlerdir. Bu tür testlerde testi yaptıran kişi kimliğinin gizli tutulmasını isteme hakkına sahiptir. Kimlik bilgileri sağlık kuruluşu tarafından gizli tutulmak zorundadır, bu bilgiler kişinin izni dışında açıklanamaz.

AIDS tedavisi

HIV virüsüne karşı bugüne kadar kesin etkili olan bir tedavi yöntemi bulunamamıştır.

AIDS’e karşı kullanılan ilaçlar beyaz kan hücrelerinin sayısını artırmak, viral yükü azaltmak ve hayatta kalma süresini uzatmak amacına hizmet etmektedir.

Son yıllarda AIDS tedavisi konusunda ümit verici gelişmeler kaydedildi. Bilim çevreleri AIDS aşısı üzerinde bazı çalışmalar yapıyor. Yapılan çalışmalarda olumlu sonuçlar alınmış durumda, fakat gelişmeler ne kadar ümit vaadedici olsa da AIDS henüz çaresi tam olarak bulunamamış hastalıklar arasında yer alıyor.

AIDS’ten korunmak için neler yapmak gerekir

AIDS’ten korunmak için yapılması gerekenlerin başında güvenli bir cinsel yaşam sürdürmek yer alıyor. Cinsel eşinin HIV pozitif olmadığından emin olmayanların AIDS’ten korunması için prezervatif (kondom) kullanması şart. Şırınga, iğne, jilet vb. kesici-delici aletlerin kulanıldığı enjeksiyon, dövme, manikür-pedikür vb. işlemlerde aletlerin steril olmasına dikkat edilmesi de gerekiyor. Dünyada ve ülkemizde kan ve kan ürünleri yoluyla bulaşmaların önlenmesi için çeşitli önlemler alınıyor. Bu çalışmalar sonucu kan ürünleriyle bulaşma büyük ölçüde kontrol altına alındı. Fakat hemofili hastaları gibi kan ürünlerini yoğun olarak kullanan kişilerin bu konuda tedbirli olmasında ve yetkilileri uyarmasında fayda var. Damar içi uyuşturucu bağımlılarının enjektör ve uyuşturucu madde eriten kaşıkların ortak kullanımından da virüs bulaşabiliyor. HIV virüsü hamilelik sırasında, doğum esnasında ya da anne sütü ile bebeğe geçebiliyor. HIV pozitif olduğundan kuşkulanan kadınların hamile kalmadan önce tarama testi yaptırmasında fayda var.

Riskli davranışlar

- Çok eşli yaşam sürdürmek,

- Eşcinsel ilişkide bulunmak,

- Damar yoluyla uyuşturucu madde kullanmak,

- HIV pozitif kadınların doğum yapması,

- HIV yönünden test edilmemiş kan ve kan ürünlerinin kullanımı,

- HIV virüsü taşıma ihtimali olan, steril olmayan kesici, delici aletleri kullanmak.

Kaynaklar

- www.un.org.tr

- www.saglik.gov.tr

- www.hatam.hacettepe.edu.tr

- www.aidsdernegi.org.tr

- Andrew Nikiforuk, Mahşerin Dördüncü Atlısı, Salgın ve Bulaşıcı Hastalıklar Tarihi, İletişim Yayınları, 2000.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>