Sonbahar hastalıklarına dikkat!

Sonbahar gelip çattı. Soğuk ve yağışlı havalar, başta gribal enfeksiyonlar olmak üzere üst solunum yolu enfeksiyonları açısından büyük tehlike arz ediyor. Sonbaharla birlikte kendisini gösteren hastalıkların önlenmesi için, alerjik astımlı ve bronşitli çocuklar, kronik hastalar ve yaşlıların enfeksiyonlara karşı özel olarak dikkatli olması gerekiyor.

Grip mi, soğuk algınlığı mı?

Sonbaharın gelişiyle birlikte burun akıntısı, gözlerde sulanma, şiddetli baş ağrısı, eklem ağrıları gibi şikayetlerden dolayı ‘grip oldum!’ endişesiyle doktorlardan yardım isteyenlerin sayısı giderek artıyor. Peki gerçek anlamda grip ve soğuk algınlığı nedir? İlk bakışta soğuk algınlığı ile grip arasındaki farkı yakalamak oldukça zor gibi görünebilir; çünkü grip en yanlış kullanılan terimlerden biridir.

Grip ve soğuk algınlığı değişik mikroorganizmalardan kaynaklanan birbirinden oldukça farklı iki hastalıktır. Soğuk algınlığının belirtileri genelde daha ılımlıdır ve çok ciddi sağlık  problemlerine neden olmaz. Diğer yandan, grip çok ciddi seyreden belirtilerinin yanı sıra farklı tedavi çeşitlerinin kullanılmasını gerektirebilir. Grip öldürücü olabilen bir hastalıktır.

Bu kadar sık adı geçen iki hastalık arasında ne gibi farklar vardır? Soğuk algınlığı kendini bir veya iki gün içinde yavaş yavaş göstermeye başlar. Çabuk yorulma, halsizlik ve uyku hali soğuk algınlığının yavaş seyreden belirtileri arasında yer alabilir. Burun akıntısı veya tıkanıklığı, hapşırma ve boğaz ağrısı ile de belirtileri çeşitlenir ve ileri günlerde soğuk algınlığı, hafif öksürük, belki hafif eklem ağrıları ile düşük derecelerde seyreden ateş de bu belirtilere eklenebilir. Bütün bu belirtiler kişinin dayanabileceği boyutlarda ılımlı seyreden rahatsızlıklardır. İyi bir bakım ve dinlenme şikayetlerin azalmasına neden olur.

Gripse kişiyi bir anda etkisi altına alır. Bir bölgede yaygın olarak görülebilir ve birçok kişinin aynı anda rahatsızlanmasına neden olabilir. Bu, gribin en ayırdedici özelliklerinden birisidir. Kişi günün ilk saatlerinde kendini iyi hissederken birkaç saat sonra bir anda kendini kötü ve gerçekten hasta hissedebilir. 37-39 ºC arası ateş ortaya çıkar. Bu ateş 3 veya 4 gün sürebildiği gibi bazen çok daha inatçı olabilir.

Bu belirtilere ek olarak, şiddetli baş ağrısı, sırt, kollar ve bacaklarda şiddetli kas ağrıları, göğüste daralma hissi, nefes darlığı ve sonradan oldukça şiddetlenebilecek kuru bir öksürük olabilir. Kişi bütün enerjisini kaybetmiş gibi hisseder, yataktan çıkmak için bile güç bulamaz. Bu aşırı bitkinlik akut hastalık bittikten sonra 2 veya 3 hafta daha devam edebilir.

Mide bulantısı, karın krampları veya ishalin griple ilgisi yoktur. İnsanların aklını karıştıran, bazı grip vakalarında soğuk algınlığı belirtilerinin de varlığıdır. Bunlar çoğunlukla tıkanık bir burun, aksırık veya ağrıyan bir boğaz olabilir.

İnsanlar soğuk algınlığı için çoğu zaman doktorlarına danışmak durumunda kalmazlar. Soğuk algınlığının vücudu fazla yormadığı düşüncesi ile, evde bol sıvı alarak ve meyve-sebze tüketimini artırarak soğuk algınlığını atlatmaya çalışırlar. Su ve meyve, kişinin direncini artırarak ateşi düzenlemeye yardımcı olur. Bol sıvı alımı ateşli olan vücudun fazladan kaybettiği su miktarının yerine koyulmasını sağlar. Bu yüzden ateşli hastalıklarda bol sıvı tüketimi vücudun mikroorganizmaya karşı savaşımında oldukça önemlidir. Ilık bitki çayları boğaz ağrılarını azaltabilir.

Oysaki grip çok daha ciddidir. Eğer kişi genç ve sağlıklıysa geçmeyen yorgunluk dışında gribin ağır komplikasyonlarını yaklaşık bir hafta içinde atlatabilir. Fakat yaşı daha ileri ise veya kronik bir hastalığı varsa grip ciddi komplikasyonlara sebep olabilir ve hatta hastayı yaşamını tehdit edecek derecede etkileyebilir. Yaşlı veya kronik hasta olanlar için gribin anlamı doktora başvurulması gerektiğidir.

Grip aşısı olmak gerekir mi?

Grip aşılarının ne kadar gerekli olduğu konusundaki tartışmalar devam ediyor. Tartışmaların ayrıntısını bir kenara bırakarak şunları tavsiye edebiliriz. Genç, sağlıklı, kronik hastalığı olmayan insanların aşı yaptırmasına gerek yoktur. Uzmanlar ve sağlık kuruluşları aşağıda sayılan özellikleri olan kişilerin aşıya ihtiyacı olabileceğini belirtiyor. Sayılan özelliklere sahip kişilerin aşıya ihtiyacı olup olmadığı konusunu araştırmaları ve hekimlerine danışmaları yerinde olacaktır.

- 60 yaş üstü insanlar,

- İlk 3 aydan sonra hamileler,

- Toplu yerlerde yaşayan insanlar (huzur evleri, asker ocakları vs.),

- Kanser tedavisi görenler,

- Kronik akciğer, kalp, böbrek vb. rahatsızlıkları olanlar,

- Sağlık sektöründe, hastanelerde okullarda çalışanlar.

Grip

Grip, hasta insanların hapşırması ya da öksürmesi sonucu tükürük damlalarının içerdiği virüs parçacıklarıyla yayılır. Eğer mikrop sağlam kişiye yerleşirse belirtiler 48 saat içinde kendini göstermeye başlar. Ateş genelde üç dört gün içinde azalma gösterirken bitkinlik ve öksürük bir hafta veya daha fazla sürebilir.

Grip ciddi bir hastalıktır. İnsan vücudunu oldukça bitkin düşürebilir. Özellikle hamilelerde, kalp, akciğer ve böbrek hastalığı olan insanlarda ölümcül rahatsızlıklara sebebiyet verebilir. Gripten sonra zatürree hastalığının görülmesi ülkemizde oldukça yaygındır. Hastalık gribin 5. günü ile 10. günü arasında kendini göstermeye başlar. Bu dönemde, kuru öksürük daha şiddetlidir. Ateş hep yüksek seyreder ve hastanın halsizliği artmıştır. Grip dolayısıyla ölüm nedenlerinin başında zatürree gelir. Grip sadece zatürreeye sebep olmaz. Bunun dışında sinüzit, orta kulak iltihabı ve bronşit hastalığına da neden olabilir.

Grip virüsü genelde ilk ve sonbahar aylarında daha yaygın görülür. Ancak okulların açılması sonucunda çocuklar, daha sık bir araya gelmeleri nedeniyle birbirlerine kolaylıkla grip virüsünü bulaştırırlar. Gribin en iyi tedavisi istirahat etmektir.

Sigara gribi azdırıyor

Uzmanlar gribe karşı direnç sağladığı için en iyi ilacın C vitamini olduğunu belirtiyor. Ayrıca sigaranın, gribin tedavi süresini uzattığını belirten uzmanlar,  sigaranın bu hastalığın en iyi ilacı olan C vitamini ihtiyacını da 4 kat fazla artırdığını bildiriyor.

Sigara, hücrelerin savunma gücünü azaltarak hastalığa zemin hazırlıyor. Grip olan kişide sigaraya devam edilmesi halinde hastalığın süresi de uzuyor. Günde ortalama 1 paket sigara içen kişinin, gribe karşı korunması veya hastalığı bir an önce yenmesi için sigara içmeyenlere oranla 4 kat daha fazla C vitamini alması gerekiyor.

Soğuk algınlığı

Soğuk algınlığının iki yüzden fazla bilinen etkeni vardır, bu nedenle soğuk algınlığına yakalanmak çok daha kolaydır. Grip hastalığı ile benzer yönleri olmasına rağmen aralarında ayırıcı belirtiler bulunur. Enfluenza (grip) virüsleri gibi soğuk algınlığı virüsleri de aynı gripteki gibi havada bulunurlar. Soğuk algınlığına yakalanmış biri ile etkileşimde bulunduktan sonra burnunuzu veya gözünüzü ovuşturmakla veya o kişinin az önce dokunduğu bir şeye dokunmakla da soğuk algınlığına yakalanabilirsiniz. İnsanları bundan uzak tutmak zor olsa da hastalanmamak için yapabileceğiniz şeyler mevcuttur. Ellerinizi sıkça yıkayın ve yüzünüzden olabildiğince uzak tutun. Soğuk algınlığından yakınan kişilerle aynı telefonu, bardağı veya kalemi ortaklaşa  kullanmaktan kaçının.

Bademcik iltihapları (tonsilit)

Bademcikler; geniz eti ve burun boğaz bölgesini çevreleyen diğer küçük bağışıklık organları ile birlikte çember şeklinde bir sistem oluşturarak vücudun savunma görevini üstlenirler. Özellikle çocukluk çağında burun ve ağız yolu ile vücuda giren bakteriler, virüsler veya diğer etkenlere karşı geniz eti ve bademciklerin savunma görevi çok belirgindir. Bu organlar çocukta, erişkine göre çok daha büyük ve aktiftir. Savunma görevlerini bağışıklık maddeleri salgılamak sureti ile yerine getirirler. Küçük çocuklarda vücudun genel direnç sistemi yabancı etkenlere karşı tam hazırlıklı olmadığı için geniz eti ve bademciklere düşen yük çok fazladır.

Daha sonra vücudun genel direnç sisteminin güçlenmesi ve yüz şeklinin gelişmesi ile bu organlara düşen yük azalır, giderek küçülürler. Bunlara bağlı hastalık sayısı ve şiddeti önemli ölçüde azalır. Hatta geniz eti tamamen küçülür ve erişkinde kaybolur. Geniz etine bağlı rahatsızlıklar erişkinde görmeye alıştığımız hastalıklar değildir.

Sinüzitler

Sinüzit, sinüslerin iltihaplanmasıdır ve genellikle uzayan bir soğuk algınlığı veya gribal enfeksiyon sonucu gelişir. Hastalık önce burunda başlar (rinit) ve dar kanalları vasıtası ile sinüslere doğru ilerler. Aslında burun ve sinüsler hastalığa çoğunlukla birlikte iştirak ettiklerinden bu duruma ‘rino-sinüzit’ adı verilmesi daha doğrudur. Enfeksiyon etkenleri şiddetli bir sümkürme ile veya, doğrudan üst solunum enfeksiyonu sonucunda direnci kırılan sinüslere ilerler. Burada üreme ve çoğalması için uygun ortamı bulur. Enfeksiyonun ilerlemesi ile sinüslerin, havalanma, temizleme işlevleri bozulur. Burada anahtar nokta, sinüslerin ağızlarının burun boşluğuna bir arada açıldığı ortak-dar bölgelerdir. Hastalık ilk kez burada başlar ve sinüs ağızlarını kapatır.

Sinüzit oluşumuna etki eden, hastalığın uzamasına veya tedaviye cevap vermemesine yol açan diğer başka faktörler de mevcuttur. Bu faktörleri şöyle sıralayabiliriz:

- Burunda kemik eğriliği gibi yapısal problemler,

- Alerji,

- Sigara içilmesi ve sigara dumanına maruz kalma,

- Nezle veya grip iken, suya dalma ya da uçak yolcuğu gibi ani basınç değişikliklerine yol açan faktörler hastalığın oluşumuna, ilerlemesine veya uzamasına yol açabilirler.

Enfeksiyonun diş iltihapları vasıtası ile sinüslere doğrudan yayılması ise grip oluşumunda nispeten nadir görülür. Bu durumda üreyen mikroplar ve uygulanması gereken antibiyotik tedavisi de farklıdır.

Akut (kronikleşmemiş) sinüzitin ana belirtileri;

- Burun akıntısı,

- Geniz akıntısı,

- Burun tıkanıklığı,

- Baş ve gözler çevresinde ağrı gibi belirtilerdir.

Burun ve geniz akıntısı sarı-yeşil renktedir. Bunların yanı sıra hastada; ateş, yorgunluk ve halsizlik gibi genel enfeksiyona ait belirtiler görülebilir.

Çocuklarda ise bulgular erişkindeki kadar net olmayabilir. Çocukta burun tıkanıklığı ile birlikte ağız kokusu ve özellikle sabahları fazlalaşan öksürük aileyi sinüzitin varlığı konusunda uyarmalıdır.

Kronik sinüzit

Hastalığa müdahale edilmezse, kendi kendine iyileşme sürecine girebileceği gibi uzayarak kronikleşebilir. Kronik sinüzit; tedavi edilmeyen veya sinen ancak iyileşmeyen akut sinüzitin 3 aydan uzun sürmesi halinde gelişir. Kronik sinüzitte belirtiler çok daha siliktir; ancak sinüslerde ortaya çıkan hasar kalıcı nitelikte olabilir. Bu durumda ilaç tedavisi yeterli olmayabilir ve hastanın cerrahi yöntemlerle tedavisi gerekli olabilir.

Akut nükseden sinüzit

Bazı hastalarda akut sinüzit tam olarak iyi olduktan sonra kısa sürelerle tekrarlayabilir. Bu durumda altta yatan ve hastalığı tetikleyen, alerji, burun içi yapısal problemler gibi durumları araştırmak gereklidir.

Akut sinüzitte çoğu zaman hastanın veya anne babanın vereceği bilgiler ve KBB muayenesi yeterlidir. Gerektiğinde yüz sinüslerinin röntgen filmi çekilebilir. Ancak özellikle çocuklarda çoğu zaman muayene bulguları yeterli olmaktadır. Akut sinüzitte hekimin gerekli gördüğü durumlarda ve kronik sinüzitlerde burun ve sinüs bölgesinin bilgisayarlı tomografi incelemesi veya alerji araştırılması gibi daha ileri tanı yöntemleri gerekli olabilir. Sinüzitte kültür ve antibiyogram incelemesi rutin uygulamanın bir parçası değildir.

Akut sinüzitin tedavisi ağırlıklı olarak medikal tedavidir. Medikal tedavi ise; hastalık etkenine yönelik olarak en az 10 gün süreli uygun antibiyotik tedavisi ve burunda normal çalışma mekanizmasını sağlamaya ve tıkanan sinüs ağızlarını açmaya yönelik destek tedavisi şeklinde uygulanabilir.

Medikal tedaviye cevap vermeyen olgularda veya iltihabın çevreye yayılma riski olan durumlarda cerrahi tedavi gündeme gelebilir. Kronik sinüzitte geriye dönülebilir nitelikte hasar varsa uygun medikal tedavi ile hasta iyileşebilir. Ancak kalıcı iltihabi değişikliklerin olduğu durumlarda fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi (FESS) uygulaması gündeme gelir. Kronik sinüzitli hastaların yarıdan fazlasında hastalığa yol açan alerjik faktörler mevcuttur. Bu hastalarda ayrıca antialerjik tedaviye gerek vardır.

Orta kulak iltihapları

Orta kulak iltihapları çocukluk çağının en sık görülen rahatsızlıklarından biridir. Genellikle bir üst solunum yolu enfeksiyonunu (nezle, grip, sinüzit) takiben başlar ve seyrini 24-48 saat gibi kısa bir sürede, çoğu zaman kendi kendini sınırlayarak tamamlar. Uygun şekilde tedavi edildiğinde herhangi bir iz bırakmadan iyileşir. Ancak tedavisiz kalan veya uygun tedavi edilmeyen çocuklarda hayatı tehdit eden veya kalıcı olabilecek hasarlar ortaya çıkabilir.

Orta kulak iltihapları çocukluk çağında en fazla ilaç kullanılan hastalıkları arasındadır. 0-3 yaş grubu çocukların %70’i bu yaşa kadar en az bir kez orta kulak enfeksiyonu geçirmektedirler. Orta kulak iltihapları, erişkinlerde de daha nadir olarak görülebilir.

Orta kulak iltihabı gelişmesindeki en önemli mekanizma öztaki borusudur. Öztaki borusu, geniz ve orta kulak arasında yer alan; yutkunma esneme gibi hareketlerle açılarak orta kulak basıncı ile dış ortam basıncının dengelenmesini sağlayan bir organdır. Küçük çocuklarda yapısal olarak, erişkine göre yatay konumda, kısa, kalın ve geçirgendir. Bunların sonucu olarak da çocuklarda korunma mekanizmaları erişkine göre oldukça zayıftır. Bu nedenle çocukluk çağı boyunca; erişkin yaşlara ulaşıp öztaki borusu normal şekil ve görevlerine ulaşıncaya kadar enfeksiyonlara açıktır. Enfeksiyonlar, burun boşluğu ve genizden öztaki borusu vasıtasıyla orta kulağa ulaşarak iltihaplara yol açarlar.

Orta kulak iltihabının oluşumunda öztaki borusu ana etken olmakla birlikte, enfeksiyon etkenleri kan yolu ile veya dış kulak yolundan kulak zarı vasıtası ile orta kulağa ulaşabilir.

Erişkinlerde ortaya çıkışında ani basınç değişikliklerinin rolü vardır. Sualtı dalışları ya da su altında yükselmeler sonucu ortaya çıkabilecek ani basınç değişikliklerine öztaki borusu adapte olamadığı zamanlarda da orta kulak iltihapları gelişebilir. Bu nedenle özellikle nezle ve gripli iken denize dalmamak gerekir.

Daha önce geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle şişen, görevlerini yapamayan öztaki borusu vasıtasıyla enfeksiyon taşıyıcıları kolayca orta kulağa ilerleyebilirler. Bunun sonucu olarak öztaki borusu tamamen bloke olur ve orta kulağın havalanma, temizlenme, korunma görevleri tamamen bozulur. Orta kulakta hapis kalan hava, kısa süre içinde emilir ve negatif basınç ortamı gelişir. Negatif basınç sonucunda, orta kulağı döşeyen tabaka içindeki damarlardan serum dışarı çıkmak için zorlanır. Orta kulağa geçen serum burada birikir ve mikroplar tarafından istila edilir.

Orta kulak, östaki borusu vasıtasıyla dış ortamla temasta olan kapalı bir boşluktur. Östaki borusu tıkanınca, orta kulakta biriken iltihap, kemik bir kutucuk içinde kendini dışarı atmaya çalışacaktır. Bunun için en zayıf nokta da kulak zarıdır. Nitekim biriken iltihap kulak zarı üzerine basınç yapar, zarı bombeleştirir ve bir süre sonra artan basıncın etkisi ile kulak zarını patlatarak dışarıya boşalır. Sıvı tamamen boşaldıktan sonra kulak zarı kendisini tekrar onarabilir. Bu süreç 1-2 gün içinde tamamlanır, çoğu zaman kendi kendisini sınırlar, herhangi bir kalıcı iz bırakmaz.

Orta kulak iltihaplarının tedavisi genelde ilaç tedavisi şeklindedir. Bunun için hedefe yönelik olarak enfeksiyon yapan etkenlere karşı uygun antibiyotik tedavisi, destek tedavisi olarak ateş düşürücü, ağrı kesiciler ve öztaki borusunu  açmaya yönelik ilaçların kullanılması gerekebilir. Bu tedavinin en az 10 gün süre ile ve hastanın tamamen iyileştiği takip edilerek uygulanması gereklidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>