Takıntılı mısınız?

Vesvese ve takıntılar kişinin en hassas olduğu konuyla ilgili, kendisine en ters olabilecek şeylerdir. Örneğin aşırı temizlik yapma sebebiyle su ve deterjan harcamaları büyük masraflara neden olabilir; komşuları ile halı silkme ya da gece yarısı temizlik yapma yüzünden sürtüşmeler çıkabilir. Genellikle böyle kişilerin çevresinde yaşayanlar artık yaka silker hale gelebilir.

Pek çoğumuz zaman zaman kapıyı ya da ocağı kapattığımızdan emin olamayız ya da kapattığımızı bildiğimiz halde dönüp kontrol etme ihtiyacı duyarız. Bazılarımız temizlik konusunda daha titizdir. İbadet ederken, bir yerde takılıp aynı şeyi tekrarlamadan rahat edemeyenler de vardır.

Ancak bazı kişilerde bu tekrarlamalar ve takıntılar öyle artar ki hayatı çekilmez hale getirir. Bazı insanlarda da kendisine hiç uymayan düşünceler zihnine tekrar tekrar gelerek büyük sıkıntıya neden olur.

Bu vesvese ve takıntılar kişinin en hassas olduğu konuyla ilgili, kendisine en ters olabilecek şeylerdir. Sözgelimi çok dindar bir insan tanrının varlığını inkar etmek gibi kendisini çıldırtacak derecede rahatsız eden vesveselerle boğuşabilir. Çok temiz bir insan, her şeyi pis hissettiği için, temizlik yapmaktan başka hiçbir şey yapamaz hale gelebilir.

Emin olamadığı için çok uzak yerlerden evine dönüp; kapısını, elektriğini, tüpünü kontrol eden kişiler bulunmaktadır. Yakınlarına zarar verme korkusuyla çatal, makas, bıçak hatta tırnak makası gibi kesici aletlere dokunamazlar, bakamazlar. Cinsel olarak kötü bir şey yapacakları korkusuyla karşı cinsiyetteki kişilerle aynı ortamda kalamayanlar vardır. Ucuz olduğu için, gereksinimi olmasa da gördüğü bir malı almadan edemeyenler vardır. Bu kişilerin evi bir hurdacı dükkanına dönebilir. Kişiler tatile giderken bir araba dolusu tamir malzemesini de beraber götürebilirler; öyle ki giyeceklere zor yer bulunur. Otomobili olmayan bir kişi otomobil lastikleri alıp bir kenara koyabilir, bir gün gelip araba alırsam, lastiği patlarsa diye düşünebilir. Çok eski tarihe ait faturaları biriktirir, bir gün gelir de bana milyarlık borç çıkarırlar diye, 20 yıllık senetleri atamazlar.

Bu takıntılara sahip olmayan kişilere komik gibi gelen bu takıntılar, bu derdi yaşayan kişilerin kendilerine de saçma ve abartılı gelir. Ancak buna rağmen kendilerine çok sıkıntı veren bu düşüncelerin sürekli zihinlerini kemirmesini engelleyemezler. Takıntıların verdiği sıkıntıyı azaltmak için aşırı şekilde yapılan davranışlar çevrenin dikkatini çeker, hatta çevreyi rahatsız edebilir. Örneğin aşırı temizlik yapma sebebiyle su ve deterjan harcamaları büyük masraflara neden olabilir; komşuları ile halı silkme ya da gece yarısı temizlik yapma yüzünden sürtüşmeler çıkabilir. Genellikle böyle kişilerin çevresinde yaşayanlar artık yaka silker hale gelebilir.

Bu dertten mustarip kişiler sıkıntılarını genellikle gizlerler ya da mantıklı açıklamalar yaparak ört bas etmeye çalışırlar. Bu saçma şeyleri düşündükleri için kınanacaklarından ya da deli zannedileceklerinden endişe ederler. Kimisi bu düşüncelerin kendi “bilinç altlarının ürünü” (!) olduğunu düşünüp yoğun suçluluk duyguları içinde bocalar.

Bazı kişiler ise takıntılarla ciddi zaman kaybettikleri halde hasta olduklarını kabul etmezler. Yakınları O’nun takıntılarından bıkarlar. Örneğin saatlerce elini yıkar, nereye dokunsa kirlendiğine inanır ama doktora gitmeyi kabul etmez. Yakınları, memnun olmasalar da, böyle kişileri idare etmek zorunda kalırlar. Eğer O’nu tedaviye yönlendirmek istiyorlarsa durumu idare etmemeliler ve yaptıklarıyla somut olarak yüzleşmesini sağlamalıdırlar. Örneğin önüne saat koyup kaç saat el yıkadığını kendisine göstermelidirler.

Yukarıda anlattığımız durumlar, tıbbi bir hastalıktır. “Obsesif kompulsif bozukluk, (OKB)” adını verdiğimiz bu hastalığın temel özelliği, kişide yoğun sıkıntı ya da vakit kaybına neden olan obsesyon ya da kompülsiyonların olmasıdır. İstemeden gelen, sıkıntıya neden olduğu halde bir türlü zihinden uzaklaştırılamayan ya da tekrarlayıcı biçimde gelen düşünceler, dürtüler ya da düşlemlere obsesyon denir. Halk arasında vesvese dediğimiz şeye karşılık gelir.

Obsesyonun sonucu olarak, obsesyonun oluşturduğu sıkıntıyı azaltmak için yapılan ya da kişinin katı kurallarına göre yapmaktan kendini alamadığı tekrarlayıcı davranışlara ise kompulsiyon denir. Hasta obsesyon ve kompulsiyonların aşırı ya da saçma olduğunun farkındadır, ancak kendini alıkoyamaz.

Obsesyon ya da kompulsiyonun ne olduğu teşhis açısından önemsizdir. Ne tür obsesyon ya da kompulsiyon olursa olsun, obsesif kompulsif bozukluk teşhisi konur. Esas olan aşırı obsesyon ya da kompulsiyonların olmasıdır. Takıntıların cinsi esas değil, detaydır. Genellikle aynı kişide çeşitli takıntılar aynı anda bulunabilir ya da zaman içinde biri azalırken başka biri ortaya çıkar.

Obsesyonlar sıkıntı ve bunaltıya neden olur. Kompulsiyonlar sıkıntıyı geçici olarak azaltır ancak bir yandan da kronikleşmesine yol açar. Örneğin kirlenme takıntısı olan bir kişi, elinin temiz olduğunu hissedebilmek için yıkadığında, o anda rahatlar ancak herhangi bir yere değdiğinde tekrar aşırı kirlilik ve yıkama ihtiyacı hisseder. Böylece bu kısır döngü sürekli devam eder.

Hasta sıklıkla obsesyonları tetikleyecek durumlardan kaçınır. Örneğin kirlilik obsesyonu olan hasta, hiçbir yere dokunmamaya çalışır. Obsesyon ve kompulsiyonlarla aşırı zaman ve enerji harcanır. Obsesyonlar hastanın günde toplam olarak en az 1 saatini alıyorsa “obsesif kompulsif bozukluk” tanısı konur. Bazı hastalar lavabonun başında saatler geçirir, ya da onlarca kez elini yıkar ya da saatlerce banyodan çıkamaz. Uğraşı dışarıdan bakıldığında abartılı ya da saçmadır. Örneğin kişi mikrop bulaşmasın diye ellerini, vücudunun diğer bölgelerini deterjanlarla yıkayıp, cildine zarar verebilir. Ya da belli yerlere basmadan yürümeye çalışıp, yolunu uzatabilir, yakınlarının veya kendisinin başına kötü bir şey geleceğini düşünerek ilgisiz bir takım şeyleri yapmaya (bir yerlere dokunmak gibi) kendisini zorlayabilir. Bu hastalık, yaşamı belirgin biçimde etkiler.

Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) genellikle yirmili yaşlarda başlar ve kronik bir seyir gösterir. Hastalar “deli” zannedilmemek için takıntılarını sakladıklarından dolayı, özellikle sorulmadıkça tanı atlanabilir. Belirtiler dalgalanarak seyreder. Yani hastalık doğal seyri içinde, özellikle stresle şiddetlenip, daha sonra belirtiler bir süre azalabilir. Obsesyon ve kompulsiyonlar zaman içinde şekil değiştirebilir. Örneğin yıllarca “değerli bir şeyi yanlışlıkla atacağı korkusuyla çöp tenekesi dahil evden çıkan her şeyin içini didik didik arayan” bir hasta, zaman içinde artık bunu saçma bulmaya başlayarak bırakmıştı. Ancak birkaç ay sonra kapı ve ocakları kapatıp kapatmadığını aşırı bir şekilde kontrol etmeye başladı.

Toplumun %2,5’i hayatlarının herhangi bir döneminde obsesif kompulsif bozukluğu yaşarlar. Hafif vakalar da dahil edildiğinde yaşam boyu rastlanma oranı %5,9’dur. Kadın ve erkeklerde eşit oranda görülür. Genellikle ergenliğin başında ortaya çıkarken, çocukluk yaşlarında da başlayabilir. Ortalama başlangıç yaşı 20’dir. Takıntılar zaman içinde artarak devam eder. Hastalar hekime başvurduğunda genellikle uzun yıllardır bu belirtileri artan bir şekilde yaşamaktadırlar, ancak artık had safhaya gelmiştir. Bazı hastalarda ise takıntılar ani ve şiddetli bir şekilde başlar.

Bazı kişiler ise takıntılara aşırı karamsarlık, yani depresyon eklendiğinde hekime başvururlar. OKB’si olan hastaların üçte birinde majör depresyon da vardır. Yine bu hastalarda tikler, kıl yolma (trikotillomani) ve patolojik kumar da sık görülebilir.

Araştırmalar obsesif kompulsif bozukluğun, beynin bazı bölgelerinde bazı kimyasal maddelerin (serotonin ve dopamin) salgılanmasındaki bozuklukla ilişkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca bu kişilerin beyinlerinin bazı bölgelerinde kan akımı ve metabolizmada artışlar görülmektedir. Bu hastaların birinci derece yakınlarında %35 oranında benzer bir rahatsızlığa rastlanması da hastalığın kalıtımla ilişkisini göstermektedir.

Obsesif kompulsif bozukluğun (OKB) tedavisinde kognitif (bilişsel) ve davranışçı psikoterapi ve ilaç tedavileri uygulanır. Davranışçı terapide en sık kullanılan teknikler (1) maruz bırakma ve kompülsiyonu engelleme, (2) sistematik duyarsızlaştırma ve (3) düşünce durdurmadır. Birinci teknikte (maruz bırakma ve kompülsiyonu engelleme) kişinin obsesyonunun oluşması sağlandıktan sonra buna katlanması ve kompulsiyonu yapmaması istenir. Örneğin kirlenme obsesyonu ve yıkanma kompulsiyonu olan bir hasta ellerini kirli hissetmesine rağmen yıkamaz ve bu sırada duyduğu sıkıntıyı azaltmaya çalışmadan, sadece katlanır. Yeterince uzun süre bunu yaptığında, yaşadığı sıkıntı kendiliğinden azalmaya başlar. Sıkıntının kendiliğinden biraz olsun azalmasını beklemeden bu yüzleşme sonlandırılırsa, yarar sağlamaz. Bu yüzleşme, sıkıntı kaybolana kadar tekrarlanır. OKB’de en etkili terapi yöntemi budur. Halk arasında anlaşıldığı anlamıyla “üzerine gitmek”ten farklıdır. Üzerine gitmede kişiler, kendilerini bunun saçma olduğuna vs. ikna etmeye çalışırlar. Oysa böyle bir çaba, kişinin zihninde yaşadığı çatışmayı daha da arttırır. Adeta içinden bir his “ama öyle değil” der ve bu mücadele hiç bitmez. Terapide istenen, sadece hastanın bu sıkıntıdan kaçmadan, onu kesintisiz yaşamasıdır. Böylece sıkıntı yeterli bir süre sonra kendiliğinden azalır.

İkinci terapi tekniği olan “sistematik duyarsızlaştırma”da hastanın obsesyonu aktif hale getirildikten sonra, kompulsiyonu yapmadan sıkıntısını azaltması öğretilir.

İlaçla mı tedavi edilmeli yoksa terapiyle mi sorusunun cevabını bulmak için yapılan araştırmalar, en iyi sonucun bu iki tedavinin birlikte yapıldığında elde edildiğini göstermektedir. Psikoterapinin olumlu etkisi daha uzun süre devam eder. Obsesyon ve kompulsiyonlar o kadar şiddetli olabilir ki ilaçlarla belirtiler azaltılmadan hasta psikoterapiye uyum sağlayamayabilir.

Obsesif kompülsif kişilikle hastalığı karıştırmamak gerekiyor

OKB ilaçla tedavi edilebilen bir hastalıktır. OKB’yi bir kişilik problemi olan obsesif kompulsif kişilik bozukluğundan ayırt etmek gerekir. OKB ve OK kişilik birlikte ya da ayrı görülebilir. OKB hastalarının %25’inde obsesif kompulsif kişilik bozukluğu bulunmaktadır. OKB hastalığı olmaksızın da böyle bir kişilik problemi olabilir. Bu kişilerde büyük bir “kontrol tutkusu” vardır. Kendilerini, çevrelerini, hayatı, kısacası her şeyi denetim altında tutmaya çabalarlar. Daima ölçülü, tedbirli olup dışarıdan soğuk ve sert olarak değerlendirilebilirler. Temizliğe düşkün, dakik ve düzenlidirler. Çok tutumludurlar ve başkalarına hediye vermeleri, paylaşmaları çok kısıtlıdır. Bu kişilik biçiminin ayrıntılara dikkat etme, disiplinli olma, duygusal kontrol, azim ve nezaket gibi özellikleri, toplum tarafından hoş karşılanır. Bununla birlikte bazı kişilerde bu özellikler katılık, mükemmeliyetçilik, kuralcılık, kararsızlık gibi uç noktalara ulaşır ve işlevselliği bozar hale gelerek bireye ve çevresindekilere sıkıntı yaşatır. Kendi istedikleri yapılmayıp, karşı çıkıldığında inatçı ve sinirli olabilirler. Konuşmalarını uzatmaya, bazen de gereksiz ayrıntılara dalmaya ve dinleyen kişinin rahatsız olmasına yol açabilirler. Ancak bu kişiler kendilerinde bir problem olduğunu kabul etmez ve çevrelerindekini dağınıklık, lakaytlık gibi şeylerle suçlarlar. Eğer obsesif kişilik özellikleri belirginse, ilaç tedavisiyle bunların değişmeyeceği bilinmeli ve tedaviden beklenti ona göre olmalıdır.

Bu kişiler, çocukluklarında cezalandırıcı, aşırı kontrolcü büyüklerin yanında yetişmişlerdir. Bu nedenle ayrı bir kimlik geliştiremezler, her şeyi ailenin empoze ettiği bu katı düzen ve disiplin içerisinde görür ve yaşarlar. Bu kişilerin ebeveynlerinden en az biri de katı, kontrolcü, uyuma aşırı önem veren, çocuğun duygularını anlayamayan ve sevgi-şefkat gibi duyguları yeterince belli edemeyen kişilerdir.

Obsesif kişilik özelliklerinin belirgin olduğu kişilerde anksiyete (kaygı, endişe, bunaltı hali), uyku bozukluğu, kas ağrıları (omuz, sırt, kol ve bacaklarda olabilir), baş ağrısı, halsizlik, mide ve barsak problemleri (aşırı gaz, spastik kolit, kabızlık) sıktır. Bu kişilik yapısı (A tipi kişilik de denir) koroner kalp hastalığı riskini de arttırır. Doktora genellikle bedensel şikayetler ya da başka psikiyatrik rahatsızlıklar nedeniyle başvururlar. OK kişilik, psikoterapiden yarar görür. Bedensel şikayetler için serotonerjik ilaçlar kullanılabilir.

Tipik obsesyonlar (takıntılar, vesveseler)

- Kirlenme (Ellerim kirlendi, kaplar kirli, deterjan durulanmadı vb),

- Emin olamama (Kapıyı iyi kilitlemedim, abdestim tam olmadı, namazı eksik kıldım vb),

- Simetri (Ayakkabılar birbirine simetrik duracak vb),

- Düzen (Her şey tam yerinde ve düzgün olacak, kitap ya da giysiler dolapta aynı hizada duracak vb),

- Saldırgan düşünceler (Etrafındakilere zarar vereceği, yüksek bir yerden atlayacağı vb),

- Doğru ya da tam yapma (Adımları düzgün atmak, sandalyeye doğru oturmak, yemeği ağzının hangi tarafıyla çiğneyecek vb) ve

- Cinsel içerikli düşüncelerdir (Aile fertleriyle ilgili rahatsız edici cinsel düşünceler, kendisinin başkalarının cinsel organına baktığı vb).

Bunların dışında daha pek çok farklı obsesyon olabilir. Bazı obsesyonlar istenmeyen görüntüler (imajinasyon) şeklinde olabilir. Kişinin zihninde kendisine çok rahatsız eden görüntü ve hayaller canlanır. Bu durum şizofreni gibi bir akıl hastalığını göstermez.

Tipik kompülsiyonlar (zorlayıcı düşünce, dürtü ve davranışlar)

- Kontrol etme (Kapıyı ya da ocağı kapatıp kapatmadığını, çöpün içine değerli bir şey atıp atmadığını, belli bir şeyi doğru ya da tam yapıp yapmadığını, vb),

- Yıkama (Elleri, bulaşıkları, giysileri, hatta ayakkabıların içini ve paraları),

- Temizleme (Evi, eşyaları vb),

- Sayma (Parayı, katları, arabaları vb),

- Tekrar tekrar soru sorma (Bir şeyi yapıp yapmadığını, olup olmadığını defalarca başkasına sorma gibi. Kişi aynı şeyi, farklı şekillerde de olsa defalarca yeniden sorar),

- Düzeltme (Örneğin dolapları defalarca boşaltıp saatlerce uğraşarak yeniden yerleştirir),

- İstifçilik (Eski şeyleri biriktirir),

- Okuma (Tabela, plaka vb),

- Kendini üzen bir düşüncenin etkisini gidermek için ısrarla dua etme veya başka bir şey düşünme ihtiyacı gibi durumlar görülebilir.

Kaynak:

Doç. Dr. İlhan YARGIÇ

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa) Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

GynoLife dergisi, 11. sayı

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>