Toplumdaki gizli yara: Aile içi şiddet

Toplumdaki genel kanıya göre; aile içi şiddet, eğitimsiz, psikolojik sorunları olan, alkol-uyuşturucu gibi bağımlılıkları olan bireylerin yol açtığı, toplum genelinde yaygın olmayan bir sorundur. Ancak durum hiç de sanıldığı gibi değil. Aile içi şiddet, eğitimli-eğitimsiz, zengin-fakir ayrımı yapmaksızın toplumun her kesiminde oldukça yaygın. Aile içindeki ilişkiler mahrem kabul edildiği için şiddete uğrayanların büyük bir kısmı sorunu dile getirmekten kaçınıyor. Bu nedenle çok yaygın olarak rastlanan bu sorun gizli kalabiliyor.

Aile içi şiddet, “aile üyelerinden birinin diğer aile üyelerine veya eski üyesine karşı fiziksel ya da psikolojik olarak hükmetme ya da zarar vermesi” olarak tanımlanıyor. Konu hakkındaki yanlış kanılardan biri de aile içi şiddetin yalnızca aile bireylerinden birinin diğer bireylere fiziksel şiddet uyguladığında gerçekleştiği yönünde. Ancak bir kişinin eşine, çocuklarına, anne babasına, kardeşlerine veya yakın akrabalarına yönelik uyguladığı her türlü saldırgan davranış aile içi şiddet kapsamına giriyor. Yani, aşağılamak, tehdit etmek, ekonomik özgürlüğü kısıtlamak gibi davranışların da aile içi şiddet olarak değerlendirilmesi gerekiyor.

Şiddetin birçok çeşidi var

Aile içi şiddet çeşitli gruplar altında toplayarak değerlendiriliyor. Konuyla ilgili uzmanlar şiddet çeşitlerini genel olarak 5 ayrı grup altında inceliyorlar:

1. Fiziksel şiddet: Dövmek, tokat atmak, tekmelemek, itmek, yumruklamak, kol kıvırmak, saç çekmek, temel ihtiyaçların giderilmesine engel olmak, silahla yaralamak, öldürmek gibi davranışlar fiziksel şiddet kapsamında değerlendiriliyor. Fiziksel şiddeti yalnızca sayılanlarla sınırlamamak gerekiyor, çünkü şiddet uygulayanlar fiziksel şiddetin farklı farklı çeşitlerini bulabiliyorlar.

2. Cinsel şiddet: Cinsel motivasyonla yapılmış taciz, tecavüz, ilişkiye zorlama, ensest, başka kişilerle cinsel ilişkiye zorlama gibi davranışlar cinsel şiddet başlığı altında toplanıyor.

3. Duygusal şiddet: Aşağılama, hor görme, küçümseme, sürekli eleştirme, aşırı kıskançlık, küfür etme, aile içi kararlara katılımı engelleme, dini veya etnik kimliğe hakaret, aile ya da arkadaşlarla görüşmeyi yasaklamak, zorla evlendirmek, namus ve töre gibi nedenlerle baskı uygulamak gibi davranışlar. Ayrıca bu kapsama girebilecek, başkalarının önünde aşağılamak, özel yaşam ve mahremiyet hakkı tanımamak gibi pek çok duygusal şiddet türü saymak mümkün.

4. Ekonomik istismar: Şiddete uğrayan aile bireyinin kazandığı paraya el koymak, paradan mahrum bırakmak, para kazanmayı sağlayacak bir işte çalışmaya engel olmak ya da tam tersine istemediği bir işte çalışmaya zorlamak vb.

5. İhmal: Daha çok çocuk ve yaşlı aile bireylerinin maruz kaldığı bir şiddet türüdür. Sosyal ve maddi ihtiyaçları gidermede ihmal gösterme yoluyla uygulanan şiddet bu kapsama giriyor.

Sanılanın aksine çok yaygın

Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu’nun yaptığı bir çalışmanın sonuçlarına göre; ailelerin %34’ünde fiziksel şiddete, %53’ünde ise duygusal şiddete rastlanıyor. Çocuklara yönelik fiziksel şiddete rastlanma oranı %46, aile içi cinsel şiddete rastlanma oranı ise %9. Araştırmaya göre şiddete maruz kalanların %80’i bu konuda yapacak bir şey olmadığını düşünüyor.

Dünyadaki rakamlar da pek iç açıcı değil. Dünya genelinde her 4 kadından biri ve her 6 erkekten biri yaşamlarının bir döneminde aile içi şiddete maruz kalıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verdiği rakamlara göre üç kadından biri yaşamının bir döneminde dövülüyor, cinsel ya da diğer yollardan şiddete uğruyor. Birer birer ülkelere bakıldığında da durumun pek değişmediğini görüyoruz. Hürriyet gazetesi tarafından düzenlenen Aile İçi Şiddete Son kampanyası kapsamında bildirilen rakamlara göre; öldürülen kadınların %40 ila %70’i yakın ilişki içinde oldukları partneri tarafından öldürülüyor. 1989-1996 yılları arasında Avustralya’da cinayete kurban giden kişilerin %43’ü, Bangladeş’te %50’si, Zimbabwe’de %60’ı, Papua Yeni Gine’de %73’ü eşleri tarafından öldürülmüş. İngiltere’de 2000-2001 yıllarında öldürülen kadınların %42’sinin, erkeklerin ise %4’ünün katilleri eşleriydi.

Kadınlar daha fazla mağdur oluyor

Yukarıdaki rakamlardan da açıkça görüldüğü gibi aile içi şiddetten en çok zarar görenler kadınlar.  Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın 1997’deki araştırmasına göre, kadınların yaklaşık %46’sı balayı döneminden hemen sonra, yaklaşık %10’u da doğumdan sonra şiddete maruz kalıyor.

Aile bireylerine şiddet uygulayan kişiler genellikle şiddetin bulunduğu ailelerde yetişmiş oluyor. Şiddet taklit yoluyla öğrenilen bir davranış. Bir araştırmaya göre annesinin dövüldüğünü gören erkek çocukların ileride eşini dövme olasılığı diğer çocuklara göre 7 kat daha fazla. Alkol ya da madde bağımlılığı bulunan ya da kişilik bozukluğu bulunan kişilerde şiddet eğilimine daha fazla rastlanıyor.

Aile içi şiddeti artıran faktörlerden biri bireyler arasındaki ilişkilerde yaşanan sorunlar. Evlilikteki tatmin az olduğunda ya da karı-koca arasındaki iletişim kusurları bulunduğunda şiddetin ortaya çıkma olasılığı artıyor. Eşlerden birinin, özellikle kadının gelirinin diğer eşe göre fazla olması ya da eşlerin birbirlerine karşı ekonomik bağımlılığı bulunması sorunları tetikleyen faktörlerden biri. Ekonomik zorluklar, işsizlik, sosyal çevre ile iletişim zorlukları vb. de şiddete yol açan faktörler arasında sayılabilir.

Aile içi şiddetin en önemli unsurları arasında kültürel inanışları saymak gerekiyor. Kadın-erkek eşitliğinin olmadığı toplumlarda erkeklerin uyguladığı şiddet kültürel kurumlar tarafından da teşvik edilebiliyor. Toplumda yaygın olarak kabul edilen cinsiyet rolleri kadını ikinci plana ittiği için erkekler akrabası olan kadınlar üzerinde söz sahibi oldukları fikriyle yetişiyor. Erkekler bu haklarının tehdit altında olduğunu ya da söz geçiremediklerini düşündüklerinde şiddete başvurabiliyor.

Kültürel kurumların aile kavramına yaklaşımı da sorunu pekiştiren sonuçlara yol açabiliyor. Aile kurumunun kutsal kabul edilmesi ve ne olursa olsun yıkılmaması gerektiği inancı, yaşanan her türlü sorunun aile içinde çözülmesi gerektiği anlayışını beraberinde getiriyor. Bu durum şiddete dışarıdan müdahale edilmesini zorlaştırabiliyor. Komşular, akrabalar şiddet uygulandığını bildikleri halde sorunu çözmek doğrultusunda herhangi bir çaba sarfetmekten kaçınabiliyor. Şiddet uygulandıktan sonra polise başvurulduğunda dahi, konunun “aile içi sorun” olarak algılanması nedeniyle yeterli müdahale yapılmayabiliyor.

Uluslararası Af Örgütü’nün yayınladığı ‘Aile İçi Şiddetle Mücadelede Kadınlar’ başlıklı rapora göre; Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda kadınların %45,7’si kocalarını kendileri seçemiyor, %50,8’i rızaları olmadan evlendiriliyor. Zorla evlendirilen kadınların yaşları genellikle küçük. Ailelerinin seçtiği kocayı reddedenler şiddet ve ölüm riskiyle karşı karşıya kalıyor.

Aile içi şiddetin çözülmesini zorlaştıran en önemli nedenlerden biri de eğitim eksikliği. Eğitimli ve kadın-erkek eşitliğinin nispeten daha fazla olduğu ailelerde aile içi şiddete rastlanma olasılığı daha düşük. Ancak bu yanıltıcı sonuçlar çıkarmaya yol açmamalı. Bazı araştırmalarda kadına yönelik şiddette eğitimli-eğitimsiz, çalışan-çalışmayan, zengin-fakir ayrımı bakımından büyük farklar bulunamadığını düşündürecek bulgular elde ediliyor.

Ailedeki karar alma süreçlerinin nasıl yaşandığı, eşlerin düşüncelerini birbiriyle nasıl paylaştığı, iletişim ve sorun çözme becerilerinin olup olmadığı aile içi şiddeti etkileyen faktörler arasında.

Şiddet psikolojik sorunlara yol açabiliyor

Hekimler şiddete maruz kalan kadınların genellikle pasif karakterli olduklarını, olaylara olumsuz yönden yaklaştıklarını ve şiddetten dolayı kendini suçlayan bir ruh haline sahip olduklarını belirtiyor. Şiddete uğrayan kadınlarda kaygı, kişilik bozuklukları, depresyon ve şizofrenik eğilimlere sık rastlanıyor. Psikiyatride “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” olarak tanımlanan rahatsızlık şiddete uğrayan bireylerde sıkça görülebiliyor. Bu rahatsızlığa sahip olanlar, kronik başağrısı, sırt ve göğüs ağrısı, uyku bozuklukları, cinsel sorunlar, yorgunluk, yeme bozuklukları gibi sorunlar yaşıyor. Araştırmalar intihar girişiminde bulunmuş ve alkol bağımlılığı olan kadınların çoğunluğunun aile içi şiddete maruz kaldığını bildiriyor.

Türk Psikiyatri Dergisi’nde yayımlanan “Aile İçi Fiziksel Şiddet ve Kadın Hastalarımız” araştırmasına göre; kadın psikiyatri hastalarının %63’ü çocuklukta fiziksel kötüye kullanım, %62’si eşinden şiddet, %42’si hem çocukluğunda hem evliliğinde fiziksel şiddet, %21’i yalnızca çocukluğunda fiziksel şiddet, %20’si yalnızca evliliğinde fiziksel şiddet görmüş. Hastaların %51’i kendi çocuğuna fiziksel şiddet uyguladığını bildirmiş.

Yasalar ne gibi önlemler alıyor?

Türkiyenin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), üye devletlere kadınlarla erkekler arasındaki eşitliği sağlama ve kadınlara yönelik ayrımcılığı engelleme ile ilgili bazı yükümlülükler getiriyor. Ayrıca 1998’de kabul edilen Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Tüzüğü kadınlara yönelik çeşitli şiddet biçimlerini “insanlığa karşı işlenen suçlar” olarak tanımlıyor. Haziran 2000’de Pekin’de yapılan toplantıda yayınlanan deklarasyonda şunlar söyleniyor: “Kadının ilerlemesi ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanması bir insan hakları sorunudur, toplumsal adaletin olmazsa olmaz bir koşuludur; bu nedenle sadece bir kadın konusu olarak görülmemelidir. Bunlar, sürdürülebilir, adil ve kalkınmış bir toplum inşa etmenin tek yoludur. Kadının güçlendirilmesi ve kadın-erkek eşitliği, bütün insanlar için politik, sosyal, ekonomik, kültürel ve çevresel güvenliği başarmanın tek koşuludur.”

Türkiye’de son zamanlarda yapılan yasal değişiklikler uluslararası sözleşmelerin talep ettiği bazı düzenlemeleri yerine getiriyor. Kadın haklarıyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın yürüttüğü çeşitli kampanyaların da etkisiyle aile içi şiddetin önlenmesi ile ilgili yasal düzenlemeler yapılmaya, yasalardaki kadın haklarının aleyhinde olan maddeler ayıklanmaya başladı.

Ancak sorun yasal düzenlemelerin yapılmasıyla kolayca çözülecek gibi görünmüyor. Nitekim uygulamada birtakım aksaklıklar ve sorunlar halen gözlenebiliyor. Kültürel nedenlerden dolayı şiddeti çözmekte yasal yaptırımlar yetersiz kalabiliyor. Bireylerin sorun çözmede şiddeti tercih etmeyeceği, cinsiyetinden dolayı bir insanın diğerine tabi kabul edilmeyeceği bir kültürel yapı oluşturmak için pek çok gayret gerekiyor. Eğitim sisteminin bu tür sorunlara karşı bilinç oluşturacak doğrultuda düzenlenmesi bu gayretlerin başında geliyor.

Nerelere başvurulabilir

Kadına yönelik şiddet konusunda devletin sunduğu hizmetler Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü tarafından yürütülüyor. Ancak bu konudaki çalışmalar henüz yeterli değil. Avrupa Birliği standartlarına göre her 7500 kadın için bir sığınma evi kurulması gerekiyor. Ancak Türkiye’de varolan sığınma evlerinin sayısı oldukça yetersiz ve zor koşullar altında çalışıyorlar.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu:

İstanbul; 0 212 511 42 75 (5)

Ankara; 0 312 418 66 62

İzmir; 0 232 446 33 52

Bursa; 0 223 223 19 23

Samsun: 0 362 433 06 15

İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi: 0 212 292 77 39

Kadıköy Belediyesi Kadın Konukevi: 0 216 414 38 61-62

Aliağa Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi: 0 232 616 19 80

Bornova Belediyesi Kadın Danışma Merkezi: 0 232 461 47 94

Ankara Kadın Dayanışma Vakfı: 0 312 430 40 05-06

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü: 0 312 419 29 64

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>