Tüketicinin GDO rehberi 2: GDO'lar insan sağlığına ve doğaya zarar verir

GDO’ların insan sağlığına zararları

GDO’lar piyasaya sürüldükten sonra yapılan araştırmalar, GDO’ların insan sağlığına ve çevreye zarar verebileceğine dair şüpheleri kanıtlıyor. GDO’yu savunanlar, yararlarına, örneğin verimin arttığına, böceklere, yabani otlara karşı dayanıklılığa dair pek çok araştırma olduğunu öne sürüyor. Ancak sözü edilen “araştırma”lar GDO üreticisi şirketlerin bazı bilim kuruluşlarına sağladığı fonlarla sürdürülüyor. GDO karşıtı çalışmaları yapan bilim insanlarıysa çalıştıkları kurumlarda baskı altında tutuluyor. GDO’nun “yararlarını” araştıran çalışmalara ayrılan ödeneklerle karşılaştırıldığında gülünç sayılabilecek bütçelerle araştırmalarını sürdürmeye çalışıyorlar. GDO üreticisi şirketlerin oluşturduğu lobiler üniversitelerden, DTÖ, IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlara kadar pek çok kuruma etki edebiliyor.

Bütün bu engellemelere rağmen, şu ana kadar yapılan araştırmalar GDO’lu ürünlerin insan sağlığına zarar verebileceğini kanıtlıyor. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde oldukça ürkütücü sonuçlar elde edildi. Bağımsız araştırmalar, GDO’ların antibiyotiklere karşı direnç gelişmesi, ağır alerji vakaları, organ hasarları, kısırlık, ölü doğum oranlarında artış gibi riskler oluşturduğunu gösteriyor.

GDO’ların doğaya zararları

GDO’lu ürünlerdeki gen değişikliği çevrede bulunan genetiği değiştirilmemiş ürünlere de bulaşabiliyor. Örneğin bazı ürünlere yabani ot ilaçlarına karşı dayanıklılık kazandırılıyor. Bu sayede ürünün kendisine zarar vermeden bol miktarda yabani ot öldürücü ilaç kullanılarak tarladaki yabani otların kökünü kurutmak mümkün oluyor. Bu ilk bakışta yararlı bir özellikmiş gibi görünebilir, ancak yabani ot öldürücü ilaçlar bol miktarda kullanılarak toprağa ve çevreye zarar verilmiş oluyor. Sağlıksız bir çevrede yaşamaya mahkûm olan insanlar bir süre sonra kendi sağlıklarını da kaybediyor.

Genetiği değiştirilmiş ürünler tarımsal biyolojik çeşitliliğin azalmasına da yol açabiliyor. Kendi genlerini doğal çeşitlere bulaştırarak çeşitliliğin zarar görmesine neden olabiliyorlar. Zaten giderek azalmakta olan biyolojik çeşitlilik bir de GDO’lu türlerin tehditi altına giriyor.

Hangi ürünler GDO’lu olabilir?

Dünyada genetiği değiştirilmiş pek çok ürün mevcut. Ancak yoğun olarak ticareti yapılan ve büyük bir kısmı genetiği değiştirilmiş tohumdan üretilen üç ürün var: mısır, soya ve pamuk. Tartışmalara yol açan “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik”in 26 Ekim 2009′da yayınlanmasının ardından, Tarım Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nün ülkemize ithal edilen ürünler içerisinden GDO analizi yapılmasını zorunlu tuttuğu ürünler şunlar: Mısır, soya, kolza (kanola), patates, pamuk ürünleri, çeltik-pirinç, buğday, ayçiçeği, nohut, mercimek, tatlı patates, manyok, muz, elma, papaya, radika (karahindiba), balkabağı, erik, domates, şeker kamışı, bebe havucu, tatlı biber, şeker pancarı, yonca, marul, sakız kabağı, bakteri veya maya kültürleri ve bunlardan elde edilen ürünler.

Yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra ithal gıda ürünlerinde Tarım Bakanlığı tarafından yapılan denetimlerde mısır, kanola, soya ve pirinç örneklerinde GDO’ya rastlandı. Alınan ilk 20 numunenin 8′i GDO’luydu. Yönetmelik gerekli laboratuvar altyapısı hazır edilmeden çıkarılmış olduğu için tonlarca gıda limanlarda uzun süre beklemek zorunda kaldı. Bunun üzerine analiz edilmesi zorunlu tutulan ürün sayısı azaltıldı. Ancak yukarıda sıralanan, belirlenmiş olan ilk liste, dünyada ticareti yapılan hangi ürünlerin genetiğinin değiştirilmiş olduğunu bilmemiz açısından yararlı.

Gıda seçerken nelere dikkat edilmeli?

Yukarıda sayılan ürünlerden ithal edilmiş olanlara şüpheyle yaklaşmak gerekiyor. Ülkemizde genetiği değiştirilmiş ürünlerin yetiştirilmesi yasak olduğu için, sözü edilen ürünlerde yerli üretimi tercih etmek GDO’dan korunmak açısından ilk yapılması gerekenler arasında yer alıyor.

Ayrıca, sayılan ürünlerin yalnızca kendisine değil, bu tür ürünlerin katkı maddesi olarak kullanıldığı işlenmiş gıdalara da dikkat etmek gerekiyor. GDO’ya Hayır Platformu’nun tüketicileri GDO konusunda bilgilendirmek üzere hazırladığı Tüketici Rehberi’nde genetiği değiştirilmiş gıdaların neler olabileceği şöyle anlatılıyor:

“Mısır ve soya genleriyle oynanmış bitkiler arasında ilk sıralarda yer aldığı için bu bitkilerden üretilen yan ürünlerin kullanıldığı bütün ürünler GDO’lu olma riski taşıyor:

• Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta, glikoz şrubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer alıyor. Örneğin; Bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler, pudingler, bitkisel yağlar, bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler, hazır çorbalar, mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk GDO’lu olma riski taşıyan gıdaların başında geliyor.

• Sadece mısırdan üretilen ve çeşitli gıdalarda “bileşen” veya katkı maddesi olarak kullanılan yan ürün sayısı 700’ü, soyadan üretilen türevlerinin sayısı ise 900’ü buluyor. Yani bu yan ürünleri içeriğinde kullanan her bir işlenmiş ürünün GDO’lu olma riski bulunuyor.”

Gıda seçerken işlenmiş gıdalar, hazır gıdalar, konserveler vb. yerine işlenmemiş, çiğ sebze, meyve, tahıl, baklagiller vb. gıdaları alıp yemekleri evimizde pişirmeye özen göstermek GDO’dan ve GDO’nun katkı maddesi olarak kullanıldığı gıdalardan korunmak için yapılması gerekenler arasında yer alıyor.

Organik-ekolojik gıdaların tercih edilmesi, GDO’dan ve gıdadaki diğer sağlıksız unsurlardan korunmak için yapılması gerekenlerden bir başkası. Organik-ekolojik gıdalara erişim imkânı olmayanların köy ürünlerini ve doğal ürünleri tercih etmeye çalışmasında yarar var. Köy ürünleri ya da doğal ürünler organik-ekolojik gıdalar gibi kontrol ve sertifikasyon süreçlerinden geçmiyor, ancak yine de bu tür ürünlerin tercih edilmesi, endüstriyel gıda sistemine karşı doğaya daha saygılı bir üretimin ve küçük üreticinin yanında bir duruş sergilemek açısından önemli.

Gıdaları yetiştikleri mevsimde tüketmeye özen göstermek gıdada bulunan risklerden korunmak için yapılması gerekenlerden bir başkası. Normalde yetişmiş olduğu mevsimin dışında üretilen sebze ve meyvelerde tarımsal ilaçlar, hormonlar vb. doğal olmayan yöntemlerin kullanılmış olma riski yüksek. Bu nedenle meyve ve sebzeleri ağırlıklı olarak yetişmiş oldukları mevsimde tüketmeye çalışmakta yarar var. Ürünleri mevsimi dışında tüketmek yerine, yazın yetişen ürünlerin evde, salça yapmak, kurutmak, konserve vb. yöntemlerle kış için saklanması vb. yollar da tercih edilebilir.

Çıkarılan yasa ve yönetmelikler yürürlüğe girdikten sonra hazır gıdaların  ambalajının üzerinde GDO içerdiğinin belirtilmesi zorunlu hale geliyor. Ayrıca, bazı üreticilerin GDO konusunda hassasiyet göstererek bu ürünleri tercih etmediği biliniyor. Sözü edilen üreticiler ambalajın üzerinde “GDO içermez”, “GDO’suzdur” gibi ibareler bulundurabiliyor. Artık tüketicilerin GDO’dan korunmak için ürün etiketlerini daha dikkatli incelemesi gerekiyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>