Yağmur ormanları yok olmasın

Soluduğumuz havanın ve kullandığımız ilaçların da kaynağı olan, sayısız besin maddesine ve milyonlarca canlı türüne, kısacası yaşamın olanca zenginliğine ve çeşitliliğine ev sahipliği yapan yağmur ormanları yok olma tehlikesi altında.

250 yıl kadar önce, Güney Amerika’daki yağmur ormanlarına ilk ayak basan Avrupalı araştırmacılar, gördükleri çeşitlilik karşısında hayrete düşmüşlerdi. Her yeni araştırma buradaki bitki ve hayvan türlerinin zenginliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Ancak son 50 yıldır gittikçe hızlanarak devam eden doğa katliamlarından en büyük darbeyi de yine yağmur ormanları alıyor.

Soluduğumuz havadaki oksijen miktarından tutun, kullandığımız ilâçlardaki maddelere; afiyetle yediğimiz çikolatadan muza kadar hayatımızın her alanında yağmur ormanları ile birlikteyiz. Dünyadaki oksijenin yüzde 20’si Amazon ormanlarında üretiliyor. Tatlı su kaynaklarının üçte ikisi Amazon Nehri’nde bulunuyor.

Tropik yağmur ormanlarına yılda yaklaşık 4 metre ile 10 metre arasında yağmur yağıyor. Yıl boyu sıcaklık 25-35 derece arasında kalıyor ve çok fazla değişmiyor.

Hayat dolu bu doğa harikası ormanlar, biz elimizi sürmeden önce karaların yüzde 16’sını kaplıyordu, şimdi ise dünyanın ancak yüzde 5’lik bir alanında yağmur ormanları kalmış durumda.

Tüm kuş çeşitlerinin yüzde 30’u, damarlı bitki çeşitlerinin yüzde 70’i burada yaşıyor. Son zamanlarda her on yılda bir, yağmur ormanlarında yaşayan türlerin yüzde 5-10 oranındaki kısmının soyu tükeniyor. Her yıl Büyük Britanya adası kadar büyük bir alan, yağmur ormanlarından eksiliyor.

Yağmur ormanlarının tipik özellikleri

Yağmur ormanlarının diğerlerinden en önemli farklılığı tropikal karakterinde gizli. Tropikal kuşaktaki bir ormanın diğer ormanlardan oldukça farklı bir yapısı vardır. Üç ayrı yaşam bölgesi vardır. Geniş gövdelerinde çeşitli liken ve mantar türleri bulunan yaklaşık 50 metre uzunluğundaki ağaçlar birinci yaşam alanı olarak değerlendirilir. Çok sayıda kuş, böcek, hayvan türü, bu ağaçların üst tabakasında yaşamlarını sürdürür. Yüksek ağaçların altında palmiye, sedir, maun, incir gibi orta boy çeşitli ağaçlar bulunur. Bunların gövdeleri de renk renk orkideler, kaktüsler, eğrelti otları ve yosunlarla kaplıdır. Ormanın en alt tabakası olan ot katı ise, oldukça sık bir bitki örtüsü oluşturur ve büyük bir zenginlikteki böcek, bakteri ve mantar türlerine ev sahipliği yapar. Kısacası, bir yağmur ormanının en karakteristik özelliği, insanı şaşkına çeviren canlı çeşitliliğidir.

Milyonlarca canlının evi

Karaların sadece %5′ini oluşturan yağmur ormanlarında, yeryüzündeki bitki ve hayvan türlerinin %50′sinden fazlası yaşamaktadır.

Söz konusu çeşitliliği gözünüzde canlandırabilmeniz için birkaç örnek verelim: Bir hektar (10.000 metre kare) tropikal orman 600′den fazla ağaç türü barındırabilir. Amazon Havzası’nın bir bölgesinde, bir gün içinde, 440 tür kelebek toplanabilir. Tek bir ağacın üzerinde 43 ayrı karınca türü; 650 farklı böcek türü görülebilir. Yine bu bölgedeki bir kilometre karelik ormanlık alanda yüzlerce tür kuşa rastlamak mümkündür. Borneo’da 10 ağaçtan örnek alındığında, 2.800′den fazla eklem bacaklı hayvan türü bulunabilir. Tropikal ormanlarda yaşadığı tahmin edilen böcek türü sayısı milyonlarcadır.

Yukarıda bahsedilen sayılar belirli bir ortamdaki canlıların toplam sayısı değildir; canlı türlerinin sayısıdır. Bu muazzam sayılara ek olarak insanda hayranlık uyandıran diğer bir olgu da yağmur ormanlarındaki kimi uzmanlara göre milyonlarca, kimilerine göre on milyonlarca canlı türünün mükemmel bir uyum ve işbirliği içinde yaşamasıdır.

Genellikle yağmur ormanları toprağının zengin ve verimli olduğu sanılır. Ancak bu kanaatin doğru olmadığı kısa bir zaman önce anlaşılmıştır. Bu ormanların toprağı, diğer ormanlarınkine kıyasla besin açısından fakirdir. Bu fakir sayılabilecek toprakta bu oranda zengin bitki çeşitliliği olmasının sebebi, yağmur ormanı ekosisteminin kusursuz yapısında gizlidir.

Tropikal ormanlardaki canlı çeşitliliği, bir bütün halinde ve karşılıklı hassas dengelere dayalı olarak yaratılmıştır. Örneğin, yağmur ormanının tabanında yaşayan mikroskobik canlıları, minik böcekleri ve mantarları ele alalım. Bunlar dev ağaçlar ve küçüklü büyüklü hayvanlara kıyasla oldukça küçük boyutlardadır; ancak önemli görevler üstlenirler: Ormanın temizliğinden ve toprağın verimli duruma getirilmesinden sorumludurlar. Ağaçlardan düşen yaprak ve dalları, ölü hayvanları değerlendirerek ekosisteme geri kazandırırlar. Böylece hiçbir şey israf edilmez.

Hepimizin bildiği gibi Brezilya ve üzerinde taşıdığı Amazonlar, yeryüzünde tarif edilemez güzellikte ve eşsiz bir orman/nehir ekosistemi barındırmaktadır. Bu ekosistem gezegenin en önemli taze su havzalarından birini oluşturup, 2 milyon yıldır düzeneğini bozmadan kuzeyden güneye taşıyan su kolları ile “Kara Nehir”, “Rio Negro” adını taşıyarak eski Brezilya topraklarını boydan boya katetmektedir.

Amazon nehir sistemi aynı zamanda en büyük tropikal ormanları da bünyesinde besler ve “dünyanın çatısı” olarak da bilinir. Aynı zamanda Amazonların kapsadığı alan ve eko-çevre dünyasında, 10 milyondan fazla canlı ve bitki türü barındırmaktadır. Bunlardan bilinen 2000 değişik balık türü – 8600 den fazla kuş türü – 1800 den fazla kelebek türü – 50 binden fazla bitki ve orman ağaç türü, sayılamayacak kadar böcek türü araştırmacılar için büyük bir kaynak oluşturmaktadır. 6 milyon km karelik yağmur ormanları Brezilya – Bolivya – Peru – Ekvator – Kolombiya – Venezuela – Guyana – Surinam ve Fransız Guyanası ülkelerine uzanmaktadır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>