Gıdalara yabancılaşmayın
19 Ocak 2013 günü Sertbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası’nın organizasyonunda bir söyleşi yapıldı. “Gıda Güvenliği” konulu söyleşde EÜD Başkanı Levent Gürsel Alev, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Başkanı Dr.Yavuz Dizdar, Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık ve ‘GDO’ya Hayır Platformu’nun kurucularından ve “dogalyasamrehberi.com” editörlerinden Mebruke Bayram, konuşmacı olarak yer aldı.
Bu söyleşi “İSMMMO Yaşam Dergisi”nde Ilgın Şenyüz’ün haberi olarak yer aldı. Söyleşiye dair dergide yayınlanan haber şu şekilde…
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre dünyada 800 milyon insan yetersiz besleniyor. Geriye kalan milyarlarca insanın yeterli ve doğru beslendiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz! Süt içiyoruz ama süt değil… Yoğurt yiyoruz ama yoğurt değil… Tavuk yediğinizi düşünüyorsanız aldanıyorsunuz. Aslında çocuklar birçok gıdanın gerçek tadını bilmiyor. Çünkü en sevdiğimiz varlıklarımıza kendi ellerimizle sahte gıdalar yediriyoruz. Sonuç mu?.. Dünyanın aç kalmayan ve doğru beslendiğini düşünen yarısı ise obezite, hipertansiyon, diyabet, kanser gibi sağlık sorunlarıyla boğuşuyor. Bu karamsar girişten sonra “Eeee o zaman ne yiyeceğiz!” dediğinizi duyar gibiyiz. İSMMMO’nun Sosyal Etkinlikler Komitesi’nin “Gıda Güvenliği” paneline katılanlar da aynı soruyu, panelin konuşmacılarına sordular…
19 Ocak 2013, cumartesi ayında yapılan panelin açış konuşmasını Sosyal İşler Komitesi Başkanı Sezen Karan yaptı. Panelde konuşan İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Başkanı Dr.Yavuz Dizdar, “Koklayacağız, tadacağız, anneannelerimizin ve dedelerimizin yediklerini yiyeceğiz.Güvenli gıda ille de ambalajın içine hapsedilmez. Bozulabilir şeyler yiyin. Süt ekşimeli, ayran bozulmalı” diyor. Dr. Dizdar’a göre, marketten alınan tavukları yiyerek sağlıklı kalma şansı yok. Bunların adı tavuk ama aslında onlar ‘piliç’ denilen başka bir canlı. Endüstriyel tavuğun insan sağlığına sakıncalı olduğunu iddia eden Dr. Dizdar, görüşlerini şöyle özetliyor: “Normalde tavuk 2 saatten önce pişemez. Şimdi 20-25 dakikada pişiyor. Tavuk ne kadar doğalsa o kadar geç pişer. Köy ortamında yetişen tavuğun kası olur; kası olan tavuk da geç pişer. Tüketici köy tavuğuna nasıl ulaşacak deniliyor. Marketten beş kez talep edin; altıncısında getirmek zorunda kalır. Tüketici bir gıdayı alırken öncelikli tadına ve kokusuna bakmalı. Öncelikli sorumluluğumuz geleneksel gıdalarımızın tadını, kokusunu çocuklarına öğretmeliyiz. Ancak bu şekilde sağlıklı beslenmek mümkün.”
TOHUM HAREKETİNE KATILIN
Soframıza gelen gıdaların sağlıklı olabilmesi için tohumdan itibaren kontrol altına alınması gerekiyor. Ziraatçiler tohumları dört grupta sınıflandırıyor. Bunlar yerel tohumlar-köy çeşitleri, standart tohumlar, hibrit tohumlar ve GDO’lu tohumlar. Ekolojik Üreticiler Derneği Başkanı Levent Gürsel Alev, hibrit ve GDO’lu tohumlardan uzak durulmasını salık veriyor. Genetiği değiştirilmiş gıdalarla ve tohumlarla mücadele ederken, yerel tohumlara sahip çıkılması gerektiğini söylüyor Alev. Bunun için ‘Yerel Tohum Hareketi’ başlattıklarını anlatıyor: “Gıdanın özü tohumdur. Biz yerel ve standart tohumlara sahip çıkıyoruz. Türkiye’nin birçok yerinde 2009 yılından beri yerel tohum takas şenlikleri düzenliyoruz. Şu ana kadar 7 takas şenliğini geride bıraktık. Bu şenlikler toplumda tohumla ilgili farkındalığı artırdı. Her bir bireyin sağlıklı tohumların koruyucusu olması önemli. Bizce yerel tohum istasyonları oluşturulmalı.” Büyükşehirlerdeki tüketicinin güvenli gıdaya ulaşması için alternatiflerinden biri de organik pazarlar. Ekolojik Üreticiler Derneği’nin kontrolünde olan dört organik pazar var. Burada üretici ile tüketici buluşuyor. Dernek İstanbul’da cumartesi günleri Zeytinburnu (Topkapı’da Merkez Efendi Camii’nin önündeki festival alanında), pazar günleri Maltepe Altayçeşme’de, çarşamba günüde Kadıköy’deki Özgürlük Parkı’nda organik pazar açıyor. Mart ayından itibaren de Kemerburgaz Selanik Bulvarı üzerinde organik pazar açılmaya başlandı. Levent Gürsel Alev’e göre gıda üretmek şirketlerin değil küçük çiftçilerin işi olmalı. Alev, “Köy yaşantısını yok ederseniz, tarımı küçük çiftçinin elinden alıp şirketlere verirseniz, tüketici güvenli gıdaya ulaşamaz. Denetim gerekli ama devlet denetimi yetmez. Önemli olan çiftçi ve tüketici örgütlülüğü” diye görüşlerini özetliyor
DENETİM YETERSİZ
Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, güvenli gıdaya ulaşım için devlet denetiminin gerekli olduğunun altını çiziyor. Ancak devlet denetiminin yetersiz olduğunu düşünüyor. Atalık’ın verdiği bilgiye göre, Türkiye’de gıda üreten 40 bin işletme var. Dağıtım ve satış noktalarını da eklediğimizde bu sayı 500 bin işletmeye yükseliyor. Gıda ve Tarım Bakanlığı bu işletmeleri 4 bin 300 personelle izlemeye, denetlemeye ve kontrol altında tutmaya çalışıyor. Atalık, “Aslında devlet 4 bin 300 personelle ne izleyebiliyor, ne kontrol edebiliyor ne de denetim altında tutabiliyor” saptamasını yapıyor. Atalık değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor: “Tüketicinin sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi tarlada başlıyor. Ne yazık ki üretici ile tüketici arasındaki zincir çok uzun. Bunun daraltılması gerekiyor. Üretilenler tüketiciye ulaşana kadar pek çok elden geçiyor. Tüketici artık üretimin kaynağını izleyemez hale geldi. Tüketici bunu yapamıyorsa devletin bu görevi yapması gerekiyor. Kadro yetersizlikleri nedeniyle de devletin bunu başarabilmesi mümkün değil.”
‘YABANCILAŞMAK TEHLİKELİ’
‘GDO’ya Hayır Platformu’nun kurucularından olan Gıdalar Ambalajlar Silahlar ve Açlar kitabının yazarı Mebruke Bayram, sağlıklı ve güvenli gıdaya ulaşmak için gıdalara yabancılaşmanın önlenmesi gerektiğine inanıyor. Yabancılaşmanın gıdanın kaynağını takip etmeyi güçleştirdiğini vurgulayan Bayram, görüşlerini şöyle özetliyor: “Markete gidip yoğurt aldığımızda ambalajın üzerinde yeşil çayırlarda otlayan inekler görüyoruz. Mutlu mutlu domates toplayan çiftçiler görüyoruz. Bunların hepsi sanal. İnekler öyle mutlu mutlu çayırlarda otlamıyor. Gökyüzünü hiç görmeyen ineklerin sütünü içiyoruz. Gıdaya yabancılaşıyoruz. Çocuklar domatesin fabrikada üretildiğini sanıyor. Bu yabancılaşma da gıdanın kaynağını takip etmememize neden oluyor. Yabancılaşmayı yenmek için gıdanın nasıl yetiştiğini bilmek gerekiyor.”



